Kapitalizmle Hesaplaşma Kapasitesi

Akif Emre

Modernizm eleştirileri uzunca süredir İslami entelektüel çevrelerin en önemli gündemlerinden biridir. Bu, Batı medeniyetinin yıkıcılığı üzerine kurulu eleştirel bakıştan sonra daha incelmiş, daha düşünsel arka plana sarkan bir eleştiri tarzıdır. Modernliğin insan, tabiat, tanrı ilişkisini yeniden kurması yahut koparması, insanın yalnızlaşması, bunalımı, geleneğin yıkımı gibi pek çok başlık bu eleştirinin ana konusudur. Özellikle edebiyatın, modern şehir hayatının ruhsuzluğu, İnsanı yabancılaştıran dolayısıyla bencilleştiren modern hayat…

Genelde muhafazakâr kesimin ve özelde İslami kaygıların öne çıktığı kesimlerde düşünce üretiminin uzun bir süre edebiyatçılar eliyle gerçekleştiği düşünüldüğünde biraz melankoliyle karışık bir romantizmin Batı eleştirilerinde öne çıkması şaşılası değil. Modernizm bağlamında form olarak son derece modern ürünler verilirken derin bir modernlik ve modern uygarlık eleştirisi göze çarpar. Daha çok şiir başta olmak üzere edebiyatın farklı alanlarına yayılan bu eleştirilerde felsefi arka planından çok duyumsamalar ön plandadır.

Yakın zamanlara gelindiğinde edebiyatçı aydın tipinin yerine akademisyen aydın tipinin daha öne çıkması, Batı’ya yaklaşımda daha çok sosyal teori çerçevesinde, anlamaya yönelik yaklaşımlar dikkat çekecektir. Bu süreç içerisinde de sosyal bilimlerin yanı sıra Batı felsefesi ile temasa geçen, entelektüel tartışmaları kaynaklarından izleyen bir aydın kümesi oluşacaktır.
Müslüman aydın profili ilgi ve birikim alanları daha zenginleşip yaygınlaşıyor olsa da temelde modernlik ekseninde yürüyecek eleştirel okumalara ekseninde sabitlenmiş gibidir.

Modernliği sadece yaşadığımız şehirler, bunalım, biraz da toplumsallık üzerinden okumaya yatkın duyarlılık tüm bu süreçte temel bir meseleyi atladı. Bu da modernliğin ekonomi-politik sonucu olan üretim ilişkilerini yeterince okuyamamakla malul bir zihinsel oluşuma götürdü. Soğuk Savaş döneminde modernliğin farklı bir rüknü olan Marksizm’in sosyalizm uzantısını siyasal rekabet üzerinden okuyarak, karşı çıkmaya duyarlı aydın kesim olayın diğer yüzüne bakmayı ihmal etti. Söz gelimi Komünizmin çöküşünü Marksizm’in yenilgisi olarak okuyanlar bu durumun paradigmatik çerçeveden bağımsız ele almaktan geri durmadılar. Komünizm çöktüyse din düşmanı Marksizm’in yenilgisi anlamına geliyordu; oysa Komünizm ile beraber Kapitalizmin de beslendiği paradigma çökmüştü; o da Modernizm idi. Bu aynı zamanda dünyanın tanık olduğu sosyalizm ile beraber aynı kökten neşet eden kapitalizmin beslendiği bir dünya görüşünün iflasıydı. Modernlik bağlamında kapitalizm-sosyalizm ilişkisini kuramayan aydın yaklaşımı, eleştirel haklılığını yalnızca sosyalizmle sınırlı tutmakla yetindi ya da cesaret edebildi..

Bugüne gelecek olursak; tüm bu romantik Batı okumaları/eleştirileri ile sosyal bilimci nesnelliği arasında neredeyse görmezlikten gelinen bir Kapitalizm eleştirisi mevzuu var. Müslümanların Kapitalizmi savunmaları gerekmiyor ancak gerek teorik donanımları gerekse duygusal dikkatleri siyasal konjonktürle birleşince anti-komünizmden öteye bir dil geliştirilmedi. Muhafazakârlığın ideolojik savrulması olarak da yorumlanabilir bu durum. Özal devri iktidarından beri hazırlanan Kapitalizmin Neo-liberal versiyonuna muhafazakâr kitlelerin katkısı yabana atılmamalı. Siyasal olarak alan açılırken memleketin Küresel Kapitalizme entegre edilme sürecinde 12 Eylül politikaları temel oluşturdu.

Bunca tecrübeden sonra İslami kaygı ve düşünüş iddiasında olanların Küresel Kapitalizm ile Müslümanların ilişkisi, hem dünya sistemi açısından hem Müslümanca yaşama kaygıları bakımından hayati önem arz ediyor. Her şeyden önce bir hayat tarzı, insan modeli, adalet ve emek sorunu, mülk sorunu gibi İslam’ın temel meselesine dair yeniden düşünmek zorunda Müslüman aydınlar.
Nostaljik, içe kıvrık öykünmelerin dışında son derece analitik çözümlemeler isteyen, kapitalizmin doğasını, onu besleyen düşünce sistematiğini kavramak zorunda olduğumuz hayati bir sorunla karşı karşıyayız.

Küresel Kapitalizmin mantığını, işleyişini, geçirdiği dönüşümleri, ulus-devlet ilişkilerini yeterince kavramadan, modernlik romantizmi sorunlarımızı çözmeye ışık tutmayacaktır. Üstelik somut karşılığı olmayan bir modernlik parantezine sıkışarak tüketim ağlarında yeni hayat biçimleri hatta yeni Müslüman/cılık biçimlerine dönüşme tehlikesi de mevcut.

Kapitalizmin küreselleştiği bir evrede hem dönüştüren hem de yeni toplum ve kültürleri dönüştürerek eklemlenme becerisi gösteren yayılmacı bir yapıya dönüştü. Ulus-devletlerin sırtına binerek kendine yeni alanlar açan bu tekelci yapı sadece ekonomik bir faaliyet olmaktan çıkmış bir hayat felsefesi olarak kendine uygun insan tipi üreterek değerleri eşyanın emrine veren bir dünya kurmaktadır. Ki bu da doğanın, insanlığın haksız ve adaletsizce yağmalaması yani küresel bir felakete doğru koşturmaktadır insanlığı…
İslami kaygıları olan aydınların, düşünürlerin, ilim erbabının görüntüde Müslümanlığı kurtaran, özde ise küresel sisteme teslim olmayı getiren yapıyı doğru okumaları, çözümlemeleri, itiraz geliştirmeleri gerekir. Aksi takdirde muhalefet, anti-kapitalizm adına ‘entelektüel haricilikler’ ortaya çıkacaktır.

Kaynak: http://www.yenisafak.com/yazarlar/akifemre/kapitalizmle-hesaplama-kapasitesi-2023546