İslami Finansın Prensipleri Sürdürülebilir Bir Ekonomik Sistemi Besleyebilir Mi ?

Timothy Spangler

Çeviri: Sercan Karadoğan

İslami finans, son zamanların yükselen eğilimlerinden birisi olmasının yanında çok da tartışmalı bir alan. İslami finansın içeriği, mahiyeti, kapsamı, yararları vs. üzerinde tatmin edici cevaplar üretilememiş olmasına rağmen böylesi genel bir eğilimin olması ilginçtir. İslam ekonomisinin bir aracı ve unsuru olan İslami finansın, İslam ekonomisi mefhumuna göre daha çok gündemde ve ön planda olması da yine bu eğilimi desteklemektedir. İnsanlar teorik tartışmalar yerine pratik çözümler üzerine odaklanmakta, bu pratik çözümler onlar için yeterli ve tatmin edici gelmektedir.  İslami finans ve içerikli konu, haber, yorum, yazı vs. sayısında da bir artış olması, özellikle bu konuların gayri Müslim ülkelerde oldukça yaygınlaşmaya başlaması da düşündürücüdür.

Mesela İngiltere ve özelde de Londra, İslami finansın ve İslam ekonomisinin önemli kalelerinden birisi haline gelmesi ve buradan İslami finansın ihracı gibi bir konuyu tartışıyor olmamız ne kadar ilginç bir dünyada yaşıyor olduğumuzu göstermesi açısından dikkate değerdir. Bu konunun, kapitalizmin son finansal krizinden sonra alternatif ekonomi politika ve modellerinin tartışıldığı bir zaman diliminde olmamız hasebiyle doğal karşılanabilir ancak gerçek acaba bu kadar yalın mı diye sormak gerekiyor.

Aşağıdaki yazı, İngiliz menşeili ‘The Guardian’ gazetesinde yayınlanmış ve tarafımızdan tercüme edilip dikkatinize sunulmuştur. Yazı temelde, İslami finansın kapitalizmin aşırılıklarına alternatif ve çare olabileceği vurgusu üzerine kaleme alınmış olması bir yana, bir İngiliz’in Amerikalılara ‘İslami finans çok iyi, haydi siz de gelsenize’ tadında olması da hayli düşündürücüdür. Yazıyı okurken, okuyucuların bu noktayı göz önünde bulundurmalarını ve İslami finansın övülmesinin neden bir İngiliz tarafından yapılıyor olduğunu sorgulamalarını öneriyoruz.

İslami Finansın Prensipleri Sürdürülebilir Bir Ekonomik Sistemi Besleyebilir Mi?

Kimsenin tam anlamıyla kredilerden kâr elde etmediği şeriat prensibi sürdürülebilir bir ekonomiye katkı sağlayabilir.

Mortgage’iniz helal mi? Peki ya emekli maaşınız?

İslami finans birkaç on yıldır önemli bir küresel güç olmasına rağmen, Amerika’da ise şeriat temelli yatırım ve tasarruflar son yıllarda yaygınlaşmaya başlamıştır. Örneğin, haziran ayında Goldman Sachs, İslami bir yatırım şirketi olan Arcapita Bankasına bir borç kredisi sağladı ve şeriat yasalarıyla uyumlu olarak faiz almadı. Temmuz ayında, Amerika merkezli bir ticaret ortaklığı olan ‘Dünya Krediler Birliği Konseyi’ gelişmekte olan ülkelerdeki finansörlere şeriat temelli kredi birliklerini nasıl yöneteceklerini anlatan bir kitapçık yayınladı.

Şeriat hukukuna dair batıdaki tartışmalar genellikle, radikal grupların bu yasaların sert yorumlarını isteksiz gruplara zorla dayatmalarına odaklanmıştır. Ancak, Kur’an ve İslam’ın dini öğretisinden türetilen şeriat hukuku aynı şekilde finans sektörüne de uygulanabilir. Daha da önemlisi, İslami finans, ekonomik hayat içinde önemli bir bileşen olan sürdürülebilirliğin sağlanmasına yönelik geniş bir hareketin bir parçası olarak görülebilir.

Şeriat, para ve sermaye kavramlarını kendine has bir yorumla tanımlar. Bir yandan da risk ve kâr ilişkisine, finans kurumlarının ve bireylerin sosyal sorumluluklarına odaklanır. Bilindiği gibi, bütün şekilleriyle faizin (veya ribanın) alımı ve satımı Kur’an’da kesin bir şekilde yasaklanmıştır. Bu yasak, paranın kullanılmasının sömürüye yol açmasını önlemek ve kâr-zararı paylaşmayı sağlamak niyetindedir. Para, bir mübadele aracıdır, zamanla büyüyen bir mülk/varlık değildir. İslam ayrıca takipçilerine; alkol, domuz ürünleri, tütün, pornografi ve silah gibi haram malların alışverişini de yasaklar.

Şeriat hukukunu temel öncülü olan, kimsenin paradan tam anlamıyla kâr elde edememesi, taraflardan her birinin bakış açısını; kısa dönemli işlemlerden, uzun dönemli ilişkilere ve sonuçlarına bakmaya teşvik eder.

Kısacası, geliştirilen yapılar klasik borçlanmayı – ve bu tarz finansal işlemleri yapan bankaları – ortadan kaldırır. Bunların yerine borç ilişkisine giren tarafların, risk ve ödüllere doğrudan katılımı ilkesini getirir. Örneğin, icara; bir gayrı-menkulü kiracılara kiraya vermek amacıyla satın alınarak kullanılabilir ve kira geliri bağış yapanlar arasında orantılı bir şekilde paylaştırılabilir. Sukuk, ikincil piyasalarda alınıp-satılabilen kolayca devredilebilir bir belgedir ve yeni mal sahibine gerçek sahibinin yerine geçme imkânı vererek, mal varlığına ait bütün hakları, yükümlülükleri ve taahhütleri sağlar.

Daha önemlisi, icara’ya katılanlar ve sukuk sahiplerine garanti edilmiş bir karşılık yoktur ve katılımcıların hepsi ekonomik olarak projenin uzun dönemdeki başarısına ortak olmuş olurlar. Eğer proje başarısız olursa, sadece kendi kârlarını alıp çıkamazlar, bunun için tamamlayıcı borçların da satılmaları gereklidir. Sonuç olarak, İslâmi finans ekonomik değerin yanında toplumsal değerin de yaratılmasını teşvik eder.

Taraflardan her birisinin riske ortak olmaları temel kavramını merkeze almasından dolayı, İslami finansın batılı emsallerinden daha sürdürülebilir olduğu iddia edilmektedir. Son finansal krizde felaketin eşiğine gelen bankaların çalışma biçimlerini gerçekten değiştirip yatırım aktivelerinde daha sorumlu davranmaya başlayıp başlamadıkları hususunda soru işaretleri sürerken İslami finansın devam eden büyümesi, radikal ölçüde farklı yaklaşımların piyasa tarafından daha çok kabul gördüğünü göstermektedir.

Bugün, kredi veren kurumlar borçluya herhangi bir şekilde faiz uygulamayan şeriat temelli “mortgage” kredileri sağlıyorlar ve her borçlunun banka ile birlikte geri ödemelerin riskini paylaşmasını sağlıyorlar. Bu “mortgage”lar Freddie Mac aracılığıyla satın alınmaya bilhassa elverişli. Washington Bellingham merkezli Amana Yatırım Fonları, yukarıda sıralanan İslami yatırım sınırlamaları uyarınca, 3 milyar dolardan fazla yatırım yapmıştır. Bu sınırlamaları ihlal eden firmaları dışarıda bırakan bir Dow Jones İslami Endeksi düzenlendi. Bu da insanların kendi şeriat temelli yatırımlarının evrensel ölçekte performanslarını izlemelerine olanak sağlamaktadır.

Ancak, şeriat hukukunun Amerika’daki büyüyen varlığı bir takım ihtilafları da beraberinde getiriyor. Özelikle yüksek profilli birkaç iç hukuk ve aile mahkemesi davası birçok eyalette güçlü bir tepkiye neden olmaktadır. Buna ilaveten, bazıları da İslami finansın tehlikeli bir risk içermesinden tedirginler, bu firmalara emanet edilen paraların eninde sonunda terörün finanse edilmesinde kullanılacağını savunuyorlar.

Bu endişelerden dolayı, Arizona, Oklahoma, Kansas, Louisana, Kuzey Carolina, Güney Dakota ve Tennesse gibi pek çok yasama meclisi, 2010 yılından beri, eyalet mahkemelerinde şeriat hukukunun uygulanmasını yasaklamakta veya en azından engellemeye çalışmaktadırlar.

Fakat İslami finans, para kullanımına dair ekonomik bir felsefenin gayet meşru bir ifadesidir. İslami finansın damgalanmaması veya kriminalize edilmemesi gerekiyor – özellikle de son küresel finansal krizin patlak vermesinden önce finans sektörümüzde gerçekleşmiş olan aşırılıkları ve suistimalleri göz önünde bulundurduğumuzda.

İslami finans Ortadoğu ve Asya’daki belli başlı yükselen ekonomilerin, yani Amerikan şirketlerinin rekabet etmek ve başarılı olmak istedikleri yüksek büyüme potansiyeli içeren piyasaların önemli bir parçası olmaya devam ediyor. Ve Birleşik Devletler’deki Müslüman nüfus büyümeye devam ediyor ve bu nüfus ileride buradaki büyümenin de bir motoru haline gelebilir.

Sürdürülebilir bankacılığın ve sorumlu yatırımcılığın finansal piyasalar içerisinde alması gereken onca yol varken, bu gelişmeleri göz ardı etmek, Amerikan bankaları ve yatırımcılarına olduğu kadar Amerikan ekonomisinin kendisine de zarar verecektir.