İslam, Kaşıkla Veren Kepçeyle Alan Düzene Karşı

Fatih Savaşan

Mülâkat: Dilara Hut

Bugün milletlerarası mücadelelerin birçoğu ekonomik alanda kendisini göstermektedir. İslam’ın her alanda olduğu gibi ekonomi alanında da yaptığı düzenlemeler ile insan hakkını koruma altına aldığını görüyoruz. İslam ve ekonomi ilişkisinde insanın faydasının gözetilmesi ve hak kavramının ön planda tutuluyor olması bugün İslami ekonomiyi yalnızca İslam dünyasında değil diğer kesimlerce de kabul edilebilir kılıyor. Türkiye’nin İslam ekonomisinde izlediği süreci ve dünyada İslam ekonomisi ve finansının payı üzerine Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Fatih Savaşan ile konuştuk.

İslam ve ekonomi ilişkisinden bahsedebilir misiniz?

İslam ve ekonomi dediğimizde bütüncül bir bakış açısıyla bakmaya çalışırsak, İslam’ın hayatın her anını kuşattığını, insana dair her şeyi düzenlemeye hedeflediğini düşünmemiz gerekir. Bu bakımdan insan-madde ilişkisi diye tanımlayabileceğimiz ekonomide de mutlaka İslam’ın söyleyeceği şeyler olmalı. Burada İslam’ın ekonomiyle ilgili ana prensiplerini konvansiyonel ekonomiden ayıran özelliklere vurgu yapmak lazım. Konvansiyonel ekonomi veya hakim iktisadi paradigma önümüze şöyle bir tablo koyuyor: Ekonominin geliştiği dönemlerde kaymak akım diyebileceğimiz çok küçük bir grup çok önemli bir pay alıyor. Bu sadece ülke içlerinde değil, Batı veya Doğu ülkelerindeki kendi iç dinamiklerinde değil aynı zamanda güneyden kuzeye doğru, fakir ülkelerden zengin ülkelere doğru olan akışkanlığı da temsil ediyor.

İslam, kaşıkla veren kriz döneminde kepçeyle alan düzene karşı

Ekonominin gelişme dönemlerinde öyle bir tablo ortaya çıkıyor ki, büyük bir kısım bu gelişmeden çok az bir pay alırken, küçük bir azınlık büyük payları alıyor. Fakat bu gelişmenin dinamiğini daha çok finans üstlendiği için bir süre sonra kaçınılmaz bir şekilde finansal bir kriz başlıyor. Bu kriz ekonominin tüm alanlarına sıçrıyor. Bu çöküş dönemlerinde de gelişme dönemlerinde yeterince pay alamayan geniş kesimler aslında yükün önemli bir kısmını sırtlanmak zorunda kalıyor. Tabi ki finans ekonomi için kaçınılmaz bir şey fakat finans ekonomik gelişme için olmazsa olmaz. Ekonomi ancak bu şekilde düzgün bir şekilde sağlanabilir. Fakat reel sektörden ayrılan ve sürekli belli kesime aktarım mekanizmasına dönüşen bir sistemden bahsetmiş oluyoruz. İslam ekonomisi diye bir şey varsa, İslami finans geliştirilecekse alt yapıdan bizim kopuyor olmamız lazım. En azından teorik olarak şunu söylememiz mümkün; İslam geliştirdiği mekanizmalarla bu kısır döngüyü yani gelişme dönemlerinde fakire kaşıkla veren ama kriz dönemlerinde kepçeyle alan düzeni ortadan kaldırır. Evet,İslam ekonomisi var ama ne yazık ki şuanda İslam dünyasının bir fetret dönemi yaşamasından dolayı yeterince üretim yapılamadığını, bunun da finans gibi alanlara yansıdığını görüyoruz.

İdeolojik çatışmaların çoğu ekonomik alanda kendini gösteriyor, şeklinde bir düşünce dile getiriliyor. Sizce ekonominin bu yönde şekillenme eğilimi var mı? Batı ülkelerinin İslami finansa yaklaşımını bu anlamda nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şu şekilde bir örnek verebilirim; Türkiye’nin yakın tarihi ne yazık ki birçok alanda olduğu gibi ekonomi ve finans alanında da yanlışlarla dolu. Türkiye potansiyelini bu anlamda kullanamadı. Türkiye’nin son 10 yılda gelişme gösterdiğini görüyoruz. Dünyada aslında benzeri bir durumu yaşıyor. Nasıl Türkiye’de onlarca yıldır dışlanmış kesimler bir süre sonra özveriyle geliştirdikleri muhalefetle “Bizde varız” deme noktasına gelebildiler,şuan küresel sistemde aynı şeyleri yaşıyor. 1994, 2011 krizlerimizde her bir kriz ekonomi alanlarında yapılan hatalardan beslendiyse, şuan dünyada benzer hatalar yapıldığı için benzeri krizlerle karşı karşıya. Bu krizler İslami finansa bir alan açılması gerektiğini, bu sadece İslamiyet’i benimsemiş ülkelerinde değil, batı ülkelerinde de böyle bir anlaşma ortaya çıkmasına neden oldu.

Sizi siz olarak kabul etmiyoruz

Bugün hayatın her alanında Türkiye’nin yaşadığı acı tecrübeler dünyada da yaşanıyor. Batı’ya baktığınızda finans alanında ve içinde bulunduğu hayatın her alanında bir mücadele var. Baktığınız zaman Türkiye’de başörtüsünün yasaklandığı zamanlar olduğu gibi Fransa gibi ülkelerde de aynı sorunlar yaşanıyor. Sizi kabul ediyoruz ancak sizi siz olarak aramızda görmek istemiyoruz, diyorlar. Türkiye’de olduğu gibi dünyada da bu bir süreçtir. Zamanla dünya sadece parasını değil, Müslümanlığını da kabul edecektir.

Türkiye’nin İslam ekonomisindeki yeri nedir? Türkiye’nin bu konuda markalaşması için nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?

Yakın geçmişimize baktığımız zaman, Türkiye hiç olmadığı kadar bir istikrar adası olma durumunda. Son 15 yılda önemli gelişmeler yaşandı ve zaten Türkiye’nin son 5 yıldır başına gelen olaylarında bu dinamizmin bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla Türkiye ekonomisi diğer İslam ülkeleriyle kıyaslandığında büyük bir potansiyele ve göreli sağlıklı ekonomiye, yetişmiş insan gücüne sahip. Dolayısıyla her alanda olduğu gibi ekonomi alanında da ümit vaat ediyor. Ancak şunu kabul etmemiz gerekiyor ABD’nin 15-16’da birini ancak üretebiliyoruz. Bu büyüklükteki bir ekonomiyle aslında Türkiye şunu denemeye çalışıyor; Öncelikle bölgesel bir güç olmaya çalışacağım. Evet, belki ekonomik olarak geri de olabiliriz ancak bizim güçlü bağlarımız var ve bu bağların bize ekonominin üstünde bir alan oluşturmasını istiyoruz. Bu gücü kendinde gördü Türkiye ve bunun hamlelerini yapmaya çalıştı. Dünyada bunu gördü bunun için karşı hamleler yapıyorlar.

İslam ekonomisinde önemli bir potansiyele sahibiz

Türkiye henüz dünya ekonomisinde hissedilebilir bir etkiye sahip olmasa bile barındırdığı potansiyel ile göz doldurduğu söylenebilir. İslam ekonomisine geldiğimiz zaman hem Türkiye’de hem de dünyada henüz yeterli bir paya sahip olduğunu söyleyemeyiz. Katılım bankacılığının sektördeki payı yüzde 5-6 civarında. Ayrıca dünya geneline baktığımız zaman genel konvansiyonel finansa oranla yüzde 1 civarında olduğunu görüyoruz. Bu ciddi sorunları işaret ediyor. Bu sorunlardan bir tanesi Türkiye’deki ve dünyadaki finans çevreleri, İslami finans çevreleri hâkim iktisadi paradigmaya hapsediyorlar. Bölgede lider olma özgüvenini finans alanında da yakalayabilirsek ve bize çizilen iktisadi paradigmanın dışında düşünmeye başlarsak önemli açılımlar getirebileceğimizi düşünüyorum. İslami ekonomiye yönelik önemli bir potansiyele sahibiz.

Üretim ve tüketim gücümüzü keşfetmeliyiz

Üretim gücümüzü keşfedip daha fazla üretim yaparak, tüketimden gelen gücümüzü de kullanarak dünya ekonomisinde hızlı bir şekilde söz sahibi olabiliriz. Amerika küresel krizden etkilediğinde, ben krizden etkilenirsem sizler bu krizden daha fazla etkilenirsiniz, diyebilmesinin sebebi Amerika’nın tüketim anlamında dünyada çokça yer edinmesidir. Biz de üretim ve tüketim anlamında hızla gelişebilirsek ekonomide söz sahibi olabiliriz.

15 Temmuz darbe girişimi sonrası Türkiye ekonomisi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

15 Temmuz darbe girişimi sınırları zorlayan bir girişimdi. 17-25 Aralık tarihinden itibaren iyice ortaya çıkan bir ihanet süreci başlamış oldu. Ama bundan daha ilerisi olmaz dediğimiz süreçte bizlere daha ilerisinin de olabileceğini 15 Temmuz gecesi gösterdi. Şunu kabul etmek lazım, bu gibi travmalar öncelikle kendisini ekonomide gösterir. Dolayısıyla hem tüketici hem de üretici bu süreçten etkilendi. Her şeyden önce Türkiye’deki ekonomik aktörleri ve dışarıdan gelecek olan aktörleri etkiledi bu süreç. Ancak görülüyor ki bu etki geçici bir etki olacak ve Türkiye yeniden sağlam bir ekonomiye doğru ilerleyecektir.

Devletin İslam ekonomiye verdiği desteği nasıl değerlendiriyorsunuz?

Geçmişte Türkiye’de İslami finansın önünü iktidardakiler keserken, bugün iktidar İslami finansı destekliyor. Ancak siyasi irade İslami finansı desteklese de bugün bürokrasiden ve İslami kesimden destek bulamıyor. İslami kesimin yeni bir silkinişe ihtiyacı var. Önceden helva yapmak için bütün malzemeler vardı ancak unumuz yoktu. Bugün ise siyasi irade yanımızda yani unumuz var ancak diğer malzemelerimiz eksildi. Dolayısıyla İslami kesime bu anlamda çok daha büyük görevler düşüyor.

Türkiye’deki İslam ekonomisi ve finansı yönündeki çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bugün en önemli gelişmelerden bir tanesi üniversitelerin İslam ekonomisi ve finansı üzerine formel eğitime başlamasıdır. Bu ilerleyen 10 yıl içerisine İslam ekonomisi ve finansı üzerine teorik birikimi elde etmiş genç insan ruhunun ortaya çıkmasına yardımcı olacak. Sakarya Üniversitesi gibi, Sabahattin Zaim Üniversitesi, Konya Karatay Üniversitesi gibi birçok üniversite lisans, yüksek lisans, doktora düzeyinde eğitim vermeye başladı. Şuanda icra ettiğimiz Uluslararası İslam Ekonomisi ve Finansı Konferansı dünyanın birikimini Türkiye’ye getirmeyi ve Türkiye’de de ilave bir birikim oluşturarak eğitim alanında bir açılım yapmayı hedefliyor. Dolayısıyla bizim bu kongrelerdeki amacımız hem akademisyenlerin hem de alanla ilgili uygulamacıların bir platformda bir araya getirilmeleridir. Bu konferans siyasi iradenin dikkatini çekmekten ziyade özellikle finans sektörünü ve akademisyenlerini bir araya getirip bazı meseleleri yeniden düşünme imkânı veriyor.

Kaynak: Diriliş Postası.