Osmanlı İktisat Düşüncesinin Çağdaşlaşması

Ahmet Güner Sayar, Osmanlı İktisat Düşüncesinin Çağdaşlaşması, Ötüken Neşriyat, 2013, 430 s.

Değerlendiren: Orkun Önal

Sabri Ülgener’in hatırasına yazılan bu kitapta Ahmet Güner Sayar, Osmanlı insanının neden modern iktisat standartlarını üretemediğine cevap arıyor.(s.10) Aradığı cevaba, Osmanlı insanının zihin dünyasının şifrelerini çözmeye çalışarak ulaşmayı amaçladığı söylenebilir. M.Weber’in ve hocası Ülgener’in yaklaşımına benzer olarak toplumun düşünce-inanç dünyası ile iktisadi yapı-kurumlar arasındaki ilişki çözümlenmeye çalışılıyor.

Kitabın ilk bölümünde iktisadi düşüncenin yayılma teorisi işleniyor. İktisadi düşüncenin yayılmasını etkileyen unsurlar ele alınarak, iktisadi düşüncenin Osmanlı üzerindeki pratiği tartışılıyor.

Daha ilgi çekici olan ikinci bölümde ise Osmanlı Kadim İktisat Düşüncesinde Normatif Dengeler üzerinde duruluyor.  Öne sürülen tez, Tanzimat’a kadar modern iktisada dair Osmanlı’da dişe dokunur herhangi bir iz olmadığı(s.63). Bölüm dahilinde ise Tanzimat’a kadar Osmanlı’da mevcut kurumsal yapı ve bu yapının modern iktisadi düşünceye olan yabancılığı ele alınıyor. Ulemanın spekülatif bilgiye yaşam alanı sunmaması iktisadi bilgi üretiminin önündeki engel olarak görülüyor(s.69). Toprak rejimi, vergileme, sikke tağşişi ve narh sistemi; Osmanlı’nın elinde Tanzimat’a kadar  bulunan iktisadi politika araçları olarak ayrıntılarıyla inceleniyor. Özel mülkiyeti dışlayan miri toprak sisteminin iktisadi bilgi üretimine olan etkisini anlatan dikkat çekici bir bölümü aynen nakledelim:

Toprak rejimi, hemen yanıbaşında bulunan müsadere ve vergileme sistemi ile birleşince, ortaya iktisadi bilgi üretimine imkân vermeyen bir tablo çıkmaktadır. Üstte, iktisadi bir sınıf olarak ekonominin kaptanlarını üretemeyen Osmanlı rejimi, aşağıya doğru süzüldükçe, köylüyü(reayayı) kendi içine dönük tutuyor, Pazar ve piyasa muamelatına karşı esasen duyarlı olmayan iştihasının önünü tıkıyordu. Gerçekten de tımar rejimi, Asyavî-Türk insanın madde karşısındaki cılız ve uyuşuk tavrını pekiştirmekteydi… (s.86)

Liberal olduğu iddia edilen İslam’ın, normatif iktisat boyutlarının, -İslam’ın ferdiyetçi karakteri ile de kavgalı olan- devletin örfi esasları ile çatıştığı öne sürülüyor(s.90). Örfi esasları şekillendiren yönetici taifesi ile Osmanlı insanını da benzer şekilde, maddeyi kendi halinde sual etmeyen, dış aleme ilgisiz ve kendine yetme derdinde bir tipoloji içerisinde görüyor.(s.102) Ticaretin, Osmanlı insanı nezdinde aşağı bir iş olarak görüldüğü, bu nedenle bu sahanın gönüllü olarak gayrimüslim vatandaşlara terk edildiği vurgulanıyor. Ticarete uzak durulmasının başlıca sebepleri olarak; İslamiyet’in ticarete açık yanının Türklere gelene kadar törpülenmiş olması, ganimet ekonomisinin ticareti arka plana atması, despotik devlet gücünün ferdi ezmesi ile ferdin içe kapanması, esnafın alışverişte ekseriyetle hile peşinde koşması ile tüccarın itibarını kaybetmesi, dünyalık peşinde koşmanın sevaptan alı koyacağı düşüncesi gösteriliyor(s.127). Bu ahlakî yapı ışığında şekillenen Osmanlı dayanışmacılığının; günlük rızk endişesi bile taşımayan ferdi, birikimden ve yarın kaygısından, dolayısıyla kâr peşinde koşmaktan alıkoyduğu tezi öne sürülüyor. (s.128)

Osmanlı  insanının dünya hayatını, bir bütünün geçici ilk yarısı olarak ele alması, kapitalistleşememenin önemli bir sebebi olarak görülüyor. İslam öncesi İran’dan (Sasaniler’den) tevarüs edilen yanılmaz Sultan anlayışının Osmanlı dünyasındaki etkisi aşağıdaki pasajda net bir biçimde anlatılıyor:

Padişahın mutlak varlık ve otoritesi, bağımsız ve hür aklı, eleştiriyi ve iradeyi yok kılınca, artık Osmanlı insanına sığınacak limanlar olarak şer’i ve örfi davranışlarla uyum içinde olan normlar kalmaktaydı: Sabır, tevekkül, zühd, itikâf, kanaat…(s.134)

İkinci bölüm;  Tanzimat’a kadar kapitalistleşmeye engel olan “toprağa dayalı ağır ve hantal zihniyet”in, din ve ekonominin etkileşiminden kaynaklanan bir sentez  olduğu ortaya konularak toparlanıyor.(s.159)

Üçüncü bölümde, 1789-1838 yılları arasında Osmanlıların modern iktisat düşüncesi ile karşılaşma süreci konu alınıyor. Askeri sahada alınan yenilgilerin, Osmanlı’nın gücünü kaybettiğine işaret ettiği, Batı’nın üstünlüğünün kabul edilmeye başlandığı ve gözlerin Batı’ya çevrilmesiyle iktisadi bilginin akışının da başladığı ileri sürülüyor.  III.Selim dönemimde Avrupa’nın ulaştığı askeri ve mali gücün altında; sosyal, siyasi ve iktisadi ihtilâllerin yattığının farkına varılamadığı için yapılan reformların sosyal ve iktisadi yaratıcı bir yanı olmadığı anlatılıyor.(s.186)

II.Mahmud devrinde, İngilizlerle imzalanan Balta Limanı Antlaşması ile “laissez-faire”ci düşüncenin Osmanlı’ya akmasının mümkün olduğundan bahsediliyor. Blacque Bey ve D.Urquhart bu dönemde Osmanlı’da liberal düşünceyi savunan önemli aydınlar olarak gösteriliyor. Bunların dışında da layihaları ile modern iktisadi düşünceye katkıda bulunmaya çalışan Sadık Rıfat paşa,Tatarcık Abdullah Ağa ve Ahmet Cevdet Paşa gibi devlet adamlarının da yer almakta olduğu dile getiriliyor.

Dördüncü bölümde Tanzimat ve sonrasında Osmanlı’da modern iktisadi düşüncenin nasıl şekillendiği anlatılıyor. Tanzimatı hem Osmanlı’nın reformlara olan ihtiyacının hem de pazarını genişletmeye çalışan Batılı ekonomilerin baskısının tetiklediği ileri sürülüyor. (s.227) Tanzimat’ın; toprakta özel mülkiyetin yolunu açması ile iktisadi alanda ferdin sahneye çıkmasını sağladığı ve nihayetinde kadim Osmanlı sosyal-iktisadi yapısının çöküşüne uzanan bir sürecin başlangıcı olduğu üzerinde duruluyor.(s.229)Tanzimat’ın beklenen etkiyi yaratamaması;

Tanzimat’la birlikte can ve mal güvenliği sağlanmış olsa da, yüzyılların ürkekliği, atıl iktisadi madde anlayışı ekonomik davranışa hükmetmekteydi(s.237)

cümlesiyle özetleniyor. Bununla birlikte azınlıkların kazandığı bağımsızlıkları izleyen tedbirlerin, liberal düşüncenin meyvesini bu kesimin toplamasına yol açtığı iddia ediliyor.

Tanzimat’tan sonra Osmanlı’da hakim olmaya başlayan klasik iktisat düşüncesini sorgulayacak bir birikim-ilim anlayışı olmadığı, bu nedenle 1850-80 arasında (Ahmet Midhat Efendi’ye kadar) liberal düşüncenin düşünürler arasında tartışmasız bir inanca dönüştüğü belirtiliyor.(s.253) 19.yy’ın ikinci yarısında Osmanlı iktisadi düşünce dünyasında başlıca iki kamptan söz ediliyor; birinci kampta liberalleşme eğilimi ile ön plana çıkanlar (Sadık Rıfat Paşa, Mustafa Reşid Paşa, Âlî Paşa, Fuad Paşa, Suphi Paşa ve Mithat Paşa ), ile ikinci kampta iktisat düşüncesinin farklı versiyonlarından etkilenmiş düşünürler (Serendi Arzişen, Sehak Abru, Mehmed Şerif Efendi, Portakal Mikael Efendi, Namık Kemâl Bey ve Ahmet Midhat Efendi)(s.257).

Son bölümde, öncelikle Tanzimat’la birlikte gelişen modern iktisadi düşüncenin toplum üzerindeki etkileri inceleniyor. Girişimciyi ortaya çıkaramayan liberalleşmenin, ayrıcalıklı bir bürokrat zümreyi doğurduğu(s.278); Batı ile ilişki içindeki gayri-müslimlerin devlet bünyesinde güçlendiği(s.280); yayın hayatına iktisadi konuların girmeye başladığı (s.282); eğitim müfredatlarında iktisadın da yer almaya başladığı(s.286); Avrupa’ya öğrencilerin gönderildiği fakat istenilen sonuca ulaşılamadığı (s.290); ‘Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye’nin kurulduğu(s.292); önceki dönemdeki yoğun Fransız etkisi ile beraber 1860’lardan itibaren İngiliz etkisinin de yoğunlaştığı(s.297); liberal akımın meşrutiyete ön ayak olduğu(s.299) görüşleri işleniyor. Bölümün ilerleyen kısmında, Osmanlı’da iktisadi düşüncenin seyri ele alınıyor ve düşünce dünyasını şekillendiren önemli münevverler iktisadi konulardaki görüşleri ile birlikte ayrıntısıyla sunuluyor. Namık Kemâl genel liberal temayülden sıyrılarak, dış ticarette korumacı bir ekonomiyi önermesi ile dikkat çekiyor. Dönemin önemli iktisatçılarından Ohannes Efendi’nin ise açıkça hürriyetçilikten yana olmakla birlikte emek-değer teorisinden saparak marjinalist görüşe destek vermesiyle dönemin düşünce dünyasında göze çarptığı vurgulanıyor.(s.361)

Tahta çıkışının ilk yıllarında liberal bir temayül gösteren II.Abdülhamid’in, ilerleyen yıllarda tam tersi bir duruş sergilediği; liberalleşmeyi anarşi ile bir tuttuğu öne sürülüyor(s.372)

O, hem Batı’dan kopmayı, hem de içe kapanan ve kendine yeter bir ekonomiyi yeniden kurmak istiyordu… Sultan II.Abdülhamid, siyasi ve ekonomik liberalleşmenin Osmanlı Devleti’ni eninde sonunda tasfiyeye götüreceği inancındaydı… Ancak, nasıl bir iktisat politikası ile ‘laissez-faire’ dışlanacak, ya da hangi ekonomik tipoloji (ya da ‘model’) ile ‘finans kapital’e karşı duracaktı?…(s.372)

Meclis’i Mebusan’ın lağvedilmesi, liberal düşünce savunucuları Portakal Mikael paşa ile Ohannes Efendi’nin Mekteb-i Mülkiye’deki görevlerinden alınmaları; Sultan Abdülhamid’in liberalizme karşı aldığı önlemlerden bazıları olarak gösteriliyor (s.372). Sultan’ın aradığı tipolojiyi ‘a la franga’ gruplarda değil geniş yığınlarda arayan; çalışkan, tasarrufa riayetkâr, kurallara boyun eğen, disipline olmuş ve dayanışmacılığı benimsemiş ekonomik insanın peşine düşen Hace-i Evvel (Ahmet Midhat Efendi), dönemin iktisadi politikalarında önemli bir figür olarak karşımıza çıkarılıyor(s.374). Alman Tarihçi Okulu’ndan habersiz olduğu söylenen Ahmet Midhat Efendi’nin, bununla birlikte bu görüşe paralel olarak korumacı ve hatta ilgi çekici biçimde Türk ulusalcısı bir tavır takındığı anlatılıyor(s.376).

Kitap II.Abdülhamid dönemi ile birlikte sonlanıyor. Bu dönemi İttihat-Terakki dönemine bağlayacak bir incelemenin bu cildi tamamlayacak bir çalışmada yapılacağı vaat ediliyor fakat bilinen böyle bir çalışma yok maalesef. Üzerinde çok emek harcandığı aşikar olan bu eser, kaynakçasıyla da sonraki çalışmalar için oldukça yol gösterici nitelikte. Osmanlı seçkinleri, devlet adamları ve insanlarının iktisadi açıdan herhangi bir yenilik ortaya koyamadığı ve modern iktisat standartlarının çok gerisinde kaldığını iddia eden kitap, alana yönelik literatürdeki boşluğu gözler önüne serdiği gibi, yeni araştırmalar ve araştırmacılar için de kışkırtıcı tezler sunuyor. Kitaptaki tezlere yapılan/yapılacak eleştiriler de iktisadi düşünce tarihimiz için muhakkak oldukça faydalı olacaktır.

Kaynak: http://www.emekveadalet.org/