İslam İktisadı Ne Değildir?

Melih Turan

İslam İktisadının özelliklerine geçmeden, İslam İktisadının ne olmadığının açıkça tanımlanması gerekiyor. Zira İslam iktisadı, kasıtlı ya da kasıtsız olarak diğer ekonomik sistemlerle ilişkilendiriliyor, bir kopyası gibi gösterilmeye yahut fikirlerine/ideolojilerine ‘İslamî’ bir dayanak olarak gösterilmeye çalışılıyor. Biz de bu yazımızda İslami Kapitalizm/Sosyalizm iddialarına karşı bir ‘lâ’ diyerek İslam İktisadının özgünlüğünü ortaya koymaya çalışacağız.

Kısaca Kapitalizm/Liberalizm

Kapitalizm sermayeyi önceleyen bir ekonomik sistem iken Liberalizm, iktisadi/siyasi özgürlüğü savunan bir ideolojidir. Bu iki kavram birçok açıdan iç içe geçmiş olduğundan genelde eşanlamlı olarak kullanılır.  Adam Smith’in fizyokratlardan aldığı ‘laissez faire/laissez passer’ (bırakınız yapsınlar/bırakınız geçsinler) ilkesi ile devleti ekonomik müdahaleden uzak tutmayı öngörür. Hür teşebbüs esastır. Devlet üretime hiçbir şekilde karışmamalı, ekonomik ilişkiler ‘doğal düzen’e, ‘görünmez el’e veya serbest piyasa’ya bırakılmalıdır. Ortaya koyduğu insan tipi, tam bilgiye sahip olma, seçici olma, doyumsuz olma, tercihlerinde tutarlı olma, bencil olma ve rasyonel olma aksiyomlarına sahip Homo Economicus’tur.

Sosyo-ekonomik hayatın mevcut görünümü bu sistemin tamamen bir sömürü mantığı ile işlediğini göstermektedir. Bir taraftan sermayeyi elinde tutan azınlık, diğer taraftan temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan ‘insan’ toplumu. Dünyanın en fakir yarısı ile 5-10 kişinin servetlerinin eşit olması bu sistemin en bariz çıktısı. İşte bu gelir/servet adaletsizliğinin zirve yaptığı noktaya ‘Kapitalizm/Liberalizm’ diyorlar.

Kısaca Sosyalizm/Komünizm

Sosyalizm üretim araçlarının toplumsal sınıfı ortadan kaldırması amacıyla ortaklaşa kullanımıyla oluşan bir toplum sistemini ifade ederken, Komünizm ise özel mülkiyetin tamamen ortadan kalktığı, tüm malların ortaklaşa kullanıldığı bir toplum düzenini ifade eder. Marx’ın, Sosyalizmi Komünizme bir geçiş aşaması olarak kabul ettiği nakledilir. Nihayetinde her iki sistem birbirinin tamamlayıcısı konumundadır. Marx, Komünizmi tek bir cümleyle özetlemiştir: “Tüm özel mülkiyeti ortadan kaldırın.” Temel amaçları Kapitalizme karşıt olarak herkesin tüketimde/üretimde eşit olduğu, tüm mülkiyetin ortak olduğu bir toplum tasavvurudur.

Tarih, bu toplum düzeninin başarısız bir girişim olduğunu SSCB’nin 1991 yılında yıkılmasıyla göstermiştir. Her ne kadar adaleti tesis etmek amacıyla yola çıkılmışsa da yolun sonu farklı bir sömürü sistemine çıkmıştır. Eşitlik altında adaletsizliğin başka bir boyutu yaşanmıştır.

İslam İktisadı Kadim Bir Geleneğin Ürünüdür

İslam’ın iktisat sistemini kapitalizme/liberalizme yahut sosyalizme/komünizme benzetenler öncelikle tarihsel olarak bir hata yapmaktadırlar. Çünkü sonradan kurulan bir fikriyat önceden gelene benzetilir, önce ortaya çıkan sonraya değil. İslamiyet 1000 yıldan fazla hüküm sürdüğü bir zamanda ortaya çıkmış bu iki cenah olsa olsa İslam’dan etkilenmişler, bunlar İslam’ın kendilerine yönelik ilkelerini almışlardır. Zaten bazı kaynaklar Adam Smith’in ve Karl Marx’ın İslam’dan yararlandığını aktarmaktadır. Bu yüzden İslamî Kapitalizm/sosyalizm meselesi tarihsel olarak bir hatadır.

İslam’ı kapitalizm ile ilişkilendirenler genellikle İslam’da sermaye birikiminin çok olduğu ve bunun yasaklanmadığı gibi söylemlerle yola çıkarlar. Evet İslam’ın çeşitli dönemlerinde sermaye birikimi olmuş, hatta ashabdan bir kısmı çok zengin oldukları bir halde vefat etmişlerdir. Ancak İslam’da Kapitalizm gibi sermayenin sömürdüğü bir toplum kesinlikle ortaya çıkmamıştır. Nitekim Kur’an’da

“O mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet (ve güç) haline gelmesin diye (Allah böyle hükmetmiştir).”1Haşr, 7.

buyrulmakta, İslam’ın servetin/sermayenin bir grup elinde toplanmasına karşı olduğu açıkça belirtilmiştir.  Bilindiği üzere kapitalizmin en büyük araçlarından biri olan emek sömüren faiz aracıdır. Bu da İslam’da faizin haram olması hasebiyle hiçbir şekilde özdeşleştirilemez.

İslam’ı sosyalizm/komünizm ile ilişkilendirenler ise İslam’daki eşitliğe, adalete ve zühde dayanmaktadırlar. İslam, bir fıtrat dini olduğundan insanın tabiatını göz ardı etmemiştir. İbn Haldun’un ifadesiyle insan tabiatı itibariyle medenidir, toplum hayatında yaşamak durumundadır. Toplum hayatı ise insanların tek tip bir iş yapmasını engeller. Bu husus Kur’an’da şöyle ifade edilmektedir:

“Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için, (çeşitli alanlarda) kimini kimine, derece derece üstün kıldık. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri (dünyalık) şeylerden daha hayırlıdır.”2Zuhruf, 32.

Mülkiyet konusuna gelecek olursak, İslam iktisadında özel mülkiyet haktır. Allah özel mülkiyeti kısıtlayıcı bir hüküm vaz etmemiştir. Mülk Allah’ındır ancak insan ona bir emanetçi olarak nezaret etmektedir. Sosyalizm/komünizmdeki gibi hak/hukukun karışacağı, adaletin ortadan kalkacağı ortaklaşa mülkiyet yoktur. Ayrıca İslam’da zekât emrinin varlığı zengini ve fakiri birlikte iktiza eder. Böyle bir hükmün olması herkesin eşit olması gerektiği gibi bir düşünceyi temelinden iptal eder.

Sezai Karakoç, materyalist temelli batı ekonomik sistemlerinin mutlaka bir sömürme sistemine dönüşeceklerini ifade etmektedir.3Sezai Karakoç, İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü, Diriliş yayınları, s. 19. Kapitalizm ve komünizmi ise şöyle bir örnekle açıklamaktadır: “biri, bir arabaya koşulmuş iki atın parlayarak hızla ileriye doğru atılması durumundadır. Öbürüyse, koşulu iki inatçı atın arabayı birbirine aykırı doğrultulara çekmek istemesi pozisyonunda. Birinin sonu uçurum, öbürünün de olduğu yerde parça parça olmak…”4Age. s. 26.

Bir sistem insanı, diğer bir sistemde eşyayı tanrılaştırmıştır.5Age. s. 32. İslam’da ise ne eşya ne de insan kutsanmıştır; insan Allah’a karşı sorumluluğu olan bir kul, eşya ise insana bir emanet konumundadır.

Sonuç olarak, bunlar ilahı heva olan sistemlerdir. Birisinde zengin/sermayedar, kendi hevası için çalışırken, diğerinde de fakir/emek sahibi kendi hevası için çalışıyor. İslam ise ilahı yalnızca Allah olan, insanların arasındaki ahengi, orta yolu, sırat-ı müstakimi hedefleyen bütüncül bir yaşam sistemidir. İktisadın amacı da zaten özü itibariyle orta yolu, adaleti sağlamaktır. İslam İktisadını doğru anlamak için, onun kapitalist/sosyalist bir sistemden uzak olduğunu bilmek gerekmektedir.  Dolayısı ile İslam’ın iktisadi nizamının ne komünizm ile ne de kapitalizm ile organik bir bağı vardır. İslam iktisadı kendine has semavi ilkeleri ile özgün bir sistemdir. İslam iktisadının tam manasıyla oluşması için İslam idealinin toplum, kişi bazında sağlam bir şekilde yerine yerleşmesi gerekmektedir.6Age. s. 60.

Not: Bu sistemlerin karşılaştırmasını ayrıntılı okumak için “İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü” adlı esere başvurmak mümkündür.

Bir önceki yazı için tıklayınız: İslam İktisadı Nedir?

 

Notlar   [ + ]

1. Haşr, 7.
2. Zuhruf, 32.
3. Sezai Karakoç, İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü, Diriliş yayınları, s. 19.
4. Age. s. 26.
5. Age. s. 32.
6. Age. s. 60.