İnsani Ekonomi Modeli

Yrd.Doç.Dr. Yusuf Dinç 

Dünyanın gidişi ile ilgili endişeler materyalist zihniyetin yaygınlaşması ve insanları olduğu gibi toplumları da etkisi altına alması gelecek için karamsar bir tablo çizmektedir. Ancak Müslüman için ümitsizlik şirk olarak değerlendirilir.

Ekonomik sistemin ve bugün içinde bulunduğumuz durumun gelişiminden bahsedelim biraz. Olumlu şeyler olduğu da böylece ortaya çıkacaktır. Olumsuzlukları da görebilirsek bir alternatif sunabiliriz. Bu yüzden iktisadi kronolojiyi bilmek gerekir.

İktisat ile servet kronolojik olarak yakından ilgilidir. Uluslararası ticaret yolları ile güçlenen ekonomik faaliyetler servet birikimini doğurmuştur. Servet birikimi teknolojik gelişmeler yardımıyla makineleşme yatırımlarını mümkün kılmıştır. Aynı zamanda para ve sermaye piyasaları gelişmeye başlamıştır.

Hammaddeye olan ihtiyaç bu dönemde artmıştır. Yatırımların büyümesi içinse mevcut tasarruflar yetmemiş para ve sermaye piyasalarının maliyeti yüksek kalmıştır. Hammaddenin yanında ilave parasal kaynaklara olan ihtiyaç modernizmin ilk ekonomik teorisi olan merkantilizmi doğurmuştur. Tüccarcılık manasına gelen bu teorinin sömürgecilikten başka anlamı yoktur. Ana ülkeye kolonilerin sağlayacağı hammadde, değerli maden ve köle aktarılması temelinde gelişmiştir. Kaynaklara, paraya ve köleye zorbaca bu erişim ve makineleşme ekonominin arz sorununu ortadan kaldırmıştır.

Ancak bu ekonomi modeli o denli zalim ve aşağılıktır ki ekonominin henüz ayrı bir bilim dalı olarak gelişmediği ve ahlak felsefesi başlığı altında incelendiği dönemlerde ahlak felsefecileri tarafından sürekli eleştirilmiştir. Bu felsefecilerin en önemlisi Adam Smith’dir. Bu sayede klasik ekonomi modeli ortaya çıkmıştır. Yani merkantilizmin zorbalıklarına en önemli merkantilist olan İngilizlerin kendi bilim insanları karşı çıkmıştır. Smith’in ve diğerlerinin eleştirisi merkantilizmi ortadan kaldırmakla beraber aslında bu sistemi bir nebze ehlileştirmenin ötesine geçememiştir. Yani kökten bir itiraz değildir ortaya çıkan. Yani kapitalizm gene bir sömürü düzenidir.

Marx ise kapitalist sömürü düzeninin darbeci evladı olacak başka bir sömürü düzeni olan komünizmi ortaya atmıştır. Kapitalizmin sürdürülebilir bir düzen olamayacağını gören Marx kendi sistemine bir evrim olacağını ve toptan sömürünün tek bir elden yapılacağı bir mekanizmanın ortaya çıkacağını iddia etmiştir.

Bugün liberal ekonomiler baskın olarak serüvenine devam etmektedir. İktisadi olarak arz sorunu çözülmüştür. Arz sorununun çözülmesi talep sorununu ortaya çıkarmıştır. Bu mallar kime satılacaktır. Dünyada aynı zevklere sahip aynı tercihleri bulunan geniş bir kitle ortaya çıkarılmıştır. Bu kesim dünyanın her yerinde yaygındır. Gelir düzeyleri ise bu kesime satılmak istenen ürünlere yönelik yeterli düzeyde değildir. Para bulmak ve bu insanlara sunmak gerektir. Sanayi ile aynı zamanda gelişmeye başlayan para piyasaları bu noktada çözümü sunmuştur. Kendi içinde para üreten ve kredi kanalları ile bireylere ulaşan bir mekanizma sunulmuştur. Para ve sermaye piyasalarının asıl amacı yatırımların finansmanı iken bu amaç misyonunu tamamlamıştır. Kapitalistlere göre bu piyasalar kaldırılıp atılacak bir yapıda değildir. Bu sistemde sömürü düzenine hizmet etmek üzere yeniden tasarlanmış ve bireysel bankacılığı bulmuştur. Bireysel krediler ve kredi kartları ile de talep sorunu çözülmüştür. Artık modern iktisadın elinde herkes kapitalistleşmiştir.

Arz ve talep yönlü iktisat arzın ve talebin sorunlarını çözmüştür ancak mükemmel bir çözümden bahsedemeyiz. Arz mekanizmaları problemlidir çünkü dünya insafsızca tüketilmektedir. Bireylerin bankaların alacaklarına karşılık veremez hale gelecekleri açıktır. Arz ve talep mekanizmalarının problemlerini teori bazında ortaya koyacağız. Asıl problem ise bölüşüm problemidir ve zaten modern iktisadi anlayış bu problemi çözmek üzere ortaya çıkmamıştır.

Modern iktisadi anlayış, insanın ve âlemin yaratılışına aykırı bir biçimde, kaynakları kıt ihtiyaçları sınırsız gören bir ekonomik sistem ortaya koymuştur. Bu ekonomik sistem de insanı ve toplumu yaratılış hikmetinden uzaklaştırmakta ve acizleştirmektedir. Kaynak kıt ihtiyaç sınırsızken insan bir açmaza sürüklenir. Oysa 1980’lerde yapılan bir çalışmada Türkiye’de zekât mekanizmasının işletilmesi halinde yoksul kalmayacağı tespit edilmiştir.

Bu durum eşyaya ve dünyaya dair yeni bir anlayış geliştirmeyi gerektirir. Ya da asıl olanı yeniden ortaya çıkarmayı gerektirir. İnsani ekonomi modelinden bahsedeceğim. İnsani ekonomi modeli İslami bir ekonomi modelidir. İnsanı ve diğer yaratılmışları önceleyen ve nimetleri israf etmeyen bir ekonomi modelinden bahsedeceğim.

İnsani ekonomi modelini kanaat ve katılım ekonomisi altında ikiye bölebiliriz. Kanaat ekonomisi bu yeni sözün mikro iktisadıdır. Katılım ekonomisi ise makro iktisadı olarak ele alınabilir.

Mikroda ve makroda probleme insandan başlayarak bakmalıyız. Hazzı etrafında örgütlenmiş nefisten ibaret, tüketici olmaktan öteye geçememiş bir insan yerine inançları, değerleri, prensipleri, vicdanı olan ve kendi ile toplumun faydasını önceleyen insandan başlamalıyız. Modern iktisat insanı değer değil kaynak olarak görür ve tüketici diye adlandırır.

Klasikler bir grup insanı kaynak grubunun dışına çıkararak sermaye olarak adlandırıp problemin bir bölümünü aşmaya çalışmışlardır. Ancak sermayenin de bir tür kaynak olduğunu biliriz. Tüketici kavramını ise tam rekabet piyasası içinde teorik olarak sömürmemeye çalışmışlardır. Üstelik bu teoriden pratiğe dönme imkanı bulacak bir model değildir.

Marksistler içinse insan sadece bir kaynaktır ancak eşit olarak paylaşır. Eşitliğin hak ve adaleti getirmeyeceği ise bir tartışma konusudur. Bu durumda tüketilen ise doğrudan insanın kendisi oluyor. Oysa insan, ahseni takvimdir. Hatta esfeli safilin olanları dahi bütün insanlık haklarına sahiptir. Bir kaynak ve bir tüketici olarak ele alınamaz.

Bu iki model sonucunda ideolojiler yumağına dolanmış materyalist bir toplum doğuyor. Üstelik bunlar gerçekliğin tahrifi olarak ideolojiye dönüşmüştür. İdeolojiler mevcut iktidar grupların gücünü sürdürmesini sağlayan bilinçdışı unsurlardır. Dahası ideolojileri yeniden inşaya yönelik eleştirel tartışmalar bütünü olan ütopyalar radikaldirler. Materyalist zihniyet ile bütünleşen bu ideolojiler haklılık/haksızlık retoriğini doğru/yanlış epistemolojisine terk ederek sahte bir bilinç ortaya çıkarmıştır.

Materyalist zihniyet narsistir. Karşısındakini yok ederek, Karşısındakini sömürerek ayakta kalır. Dünyayı yok etmeye odaklıdır. Tüketici kavramı üzerine geliştirilen bir iktisadi model elbette ki fıtrata aykırıdır. Nehirde suyu israf etmemeyi öğütleyen bir peygamberin ümmeti olarak bunu sorgulamalıyız.

Dünya bir nimettir. Mülk Allah’ındır. İsraf edilebilir mi? Bu imtihanımızın da bir bölümüdür. Allah Rezzak’tır. Evsiz kuşlara dahi rızkını verir.

Bu ideolojilerin bölüşümü tartışamamasının temel unsurlarından birisi faiz düzenidir. Faiz gelir dağılımını bozucu ve İslam’da meşru görülmeyen bir stokçuluk durumunu ortaya çıkarır. Smith’e göre bankalar ekonominin büyümesi önünde engeldir. Çünkü topladığı fonla kullandırdığı fon arasına bir faiz marjini koyar. Bir maliyet doğurarak yatırımların yapılmasının önünde engel oluştururlar. Ancak 1800lerin sonuna gelindiğinde Hammond tarafından bankalar ekonominin büyümesi için bulunmuş en iyi makine olarak değerlendirilir.

‘Altını ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlara; işte onlara pek acıklı bir azabı müjdele’ Tevbe Suresi 34. Ayet

Weber kapitalist ahlakı Protestanlığın geliştirdiğini söyler. Bu durumda ortaçağ kilisesinin yozlaşmada etkili olduğu söylenebilir. Batı’nın ortaçağı sürerken Gazali’nin İhya’sı İbn Haldun’un Mukaddime’si refahın anahtarlarını vermektedir

İnsani ekonomi modeli ile israfın bertaraf edilmesi, adil gelir bölüşümü ile servet ve mülkiyetin yaygınlaştırılması, iktisadi bağımsızlığın sağlanması ve iktisadi istikrarı yeniden inşa edebiliriz. Uzunca bir seri yazı ile bu fikri geliştirmeye çalışacağız.

İslam hürriyeti güzelleştirir.

Kaynak: Ekoreel Dergisi, Ekim sayısı