FAİZSİZ FİNANSIN TÜRKİYE’DEKİ DÖNÜŞÜMÜ

Katılım Bankacılığının Gelişimi

Özel Finans Kurumları

Faizsiz Finans Sistemi Türkiye’de ilk olarak Özel Finans Kurumları ile 1985 yılında faaliyete geçti. Bu kurumlar 1999 yılında Bankacılık Kanununda yapılan bir değişiklikle bu kanunun kapsamına alındılar. Bu çerçevede 2001 yılında, bütün Özel Finans Kurumlarının üye olduğu, bu kurumlarının sorunlarını tartışmak ve çözmek, ortak tutum almak, sektörü korumak, geliştirmek ve büyütmek, mevzuat, standart ve düzenlemeler geliştirmek amaçlı bir çatı kuruluşu olarak Özel Finans Kurumları Birliği (ÖFKBİR) adlı bir birlik kuruldu. Böylece Türkiye Bankalar Birliği (TBB) benzeri bir birlik oluşmuş oldu.

Özel Finans Kurumların en sıkıntılı yılı 2001 yılı oldu. Zira sektörden biri (İhlas Finans Kurumu) topladığı fonları mevzuata aykırı bir şekilde kullandırarak hem kendisi ödeme krizine girdi hem de sektörü sıkıntıya soktu. Sektörün büyüklüğü yarı yarıya düştü ve neredeyse batma noktasına geldi. Süreç içinde devlet bir finans kurumuna müdahale etmek zorunda kaldı. Ardından tüm Özel Finans Kurumlarının dâhil olduğu Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) benzeri bir Güvence Fonu kuruldu. Böylece gerçek kişilerin tasarrufları belli bir tutara kadar sigorta kapsamına alınmış oldu. Bu güvence fonu sayesinde sektör rahatladı ve tekrar belli bir ivmeyle büyümeye başladı.

Faizsiz Finans İçin Yeni İsimlendirme: “Katılım Bankacılığı”

Yaşanan Sorunlar

Özel Finans Kurumlarının faaliyete geçtikten sonra bir takım sorunlarla karşılaştılar. Bunların başında bu kurumların banka olarak algılanmamaları sorunu vardı. Bu kurumların, bir takım bankacılık işlemleri esnasında muhataplar tarafından banka olarak değil de başka bir kurum olarak algılanmaları bazı zorluklar oluşturuyordu. Özellikle Teminat Mektubu vermede muhataplardan bazıları bu mektubu kabul etmiyor ve başka bankalardan teminat mektubu istiyorlardı.

Ayrıca yurt dışı işlemlerde muhatap bankalar, içinde banka ismi geçmemesi ve Türkiye’ye has olması sebebiyle, bu kurumları banka olarak değil de adeta finansal kiralama (leasing), faktöring şirketleri ya da özel şirketler gibi değerlendiriyorlardı. Bu durum da birçok işlemde olduğu gibi dış işlemlerde de bazı sıkıntılar oluşturuyor ve bu kurumların faaliyetlerini kısıtlıyordu.

Yeni Kavramın Doğuşu

Özel Finans Kurumlarının faaliyetleri esnasında yukarda belirtildiği üzere yoğun sorunlar yaşanıyordu. Bu, bir anlamda isimlendirme sorunu idi. Süreç devam ettikçe bu kurumların hem faaliyetleri kısıtlanıyor hem de büyümeleri engelleniyordu. Bu çerçevede Özel Finans Kurumu isminden kaynaklanan sorunu çözmek için bir takım arayışlar başladı.

Bu yeni arayışlar esnasında, Albaraka Türk Özel Finans Kurumu’nda yoğun tartışmalar ve çözüm önerileri gündeme geldi. Bu çerçevede Albaraka Türk tarafından çıkarılan Bereket dergisinde, ‘Bankacılıkta yeni bir boyut: Katılım Bankacılığı’ adlı bir makale yayınlandı. Böylece kamuoyu ‘Katılım Bankacılığı’ kavramı ile tanışmış oldu. Böylece Özel Finans Kurumu isminin değişmesi ve çalışma prensipleri aynı kalmak kaydıyla artık Katılım Bankaları adını almalarının önü açılmış oldu.

“Katılım Bankacılığı ismi Türkiye kamuoyuna ilk olarak yasayla gelmedi. Bu isimle ilk defa, bir katılım bankası olarak varlığını hala sürdüren Albaraka Türk Katılım Bankasının 3 ayda bir çıkarttığı yayın organı Bereket dergisinde, Temel Hazıroğlu ve Mehmet Emin Özcan’ın bir makalesinde karşılaşıldı.” [1]

‘Bankacılıkta yeni bir boyut: Katılım Bankacılığı’ adlı makale, öncelikle isimlendirme sorununun altını çiziyor ve seçenekleri tek tek sıralıyordu. Yazı, Faizsiz Bankacılık, İslam Bankacılığı ve Özel Finans Kurumu tercihlerini artı ve eksileriyle ortaya koyuyor ve sonuçta da ‘Katılım Bankacılığı’ ismini öneriyordu.

“Sonuç ve Bir Öneri: Görüldüğü üzere, mevcut kavramlar ve tabirler, kar ve zarara katılmayı esas alan bankacılık sistemini tam ve doğru olarak ifade edememektedir. Oysa bir şeyin doğru anlaşılabilmesi her şeyden önce doğru ifade edilmesine bağlıdır. Ayrıca, ifadenin açık ve sade olması, herkes tarafından kolayca benimsenmesini ve anlaşılmasını sağlar. Öyleyse, önce bu tür bankacılığın karakteristik özelliklerini ortaya koymak gerekir. Bir kere, bu sistemde tasarruf sahiplerinden kara ve zarara katılma esasına göre fon toplanmaktadır. Buna göre, tasarruf sahibine anapara güvencesi verilmediği gibi, oranı önceden belli bir getiri taahhüdünde de bulunulmamaktadır. Başka bir deyişle, tasarruf sahibi, bankaya bir nev’i ortak olmakta ve klasik bankacılıktan farklı olarak sonuca katılmaktadır. Tasarruf sahibi -banka ilişkisi, klasik bankacılıktaki mudi- banka ilişkisinden tamamen farklıdır ve bariz vasfı katılımcılığıdır. Bu ilişki tarzı sadece bu tür bankacılıkta söz konusudur. İkincisi, kara ve zarara katılmayı esas alan bankacılıkta, toplanan fonların kullandırılmasında da sonuca katılma vardır. Bu tür bankacılıkta her ne kadar kurumsal finansman desteği (üretim desteği), bireysel finansman desteği ve finansal kiralama (leasing) yöntemleri, uygulamada, proje bazında kar ve zarara katılma yöntemine göre daha ağırlıklı ise de, teoride nihai hedef, kara ve zarara katılma yöntemiyle finansmanın baskın (dominant) hale gelmesidir. Dolayısıyla topladığı fonlarda tasarruf sahibini sonuca iştirak ettiren banka, bu kez kullandırdığı fonda kendisi girişimciyle birlikte sonuca katılmaktadır. Yani, projenin gerçekleşmesinden sonra ortaya çıkan neyse (kar veya zarar), ona razı olmaktadır. Üçüncüsü, kara ve zarara katılma esasına göre çalışan bankalar, her türlü bankacılık hizmetini vermektedirler. Bu özellik, bunların klasik bankalarla olan ortak özelliğidir. Dördüncüsü, gerçek ekonomi, verimli ekonomi ve kayıtlı ekonomi açısından bakıldığında reel sektör noktasında, herkesi sürece katılıma davet eden, bir ölçüde zorlayan bir yapıya sahiptirler. Bu açıdan bakıldığında bunlar, aklı başında herkesin özellikle kamunun ve devletin her kesiminin kesinlikle desteklemesi gereken kurumlardır. İşte bu dört temel özelliği ihtiva edecek yeni bir kavram geliştirmek zorundayız. Bu çerçevede kanaatimizce iki isim gündeme gelebilir; 1. Katılım Bankası, 2. Finans Kurumu. Bizim önerimiz, Katılım Bankacılığı’dır. Katılım Bankacılığı kavramının iki önemli özelliği bulunmaktadır. Birincisi, açık, anlaşılır, sade ve kısa olması; ikincisi, kar ve zarara katılmayı esas alan bankacılığı tam ve doğru olarak ifade etmesidir. Teklif ettiğimiz bu kavramın ileride literatüre girmesi ve gerekli değişiklikler yapılarak mevzuatta Katılım Bankacılığı adıyla yer almasının çağdaş, ileri ve insani bir model olduğuna inandığımız kar ve zarara katılmayı esas alan bankacılığa katkı sağlayacağı görüşündeyiz.” [2]

‘Katılım Bankacılığı’ ismini öneren söz konusu makale, yeni isim önerisinin ardından bu kavramın kullanılmasının ne gibi yararlar sağlayacağı konusunda hem sosyal, hem toplumsal ve hem de ekonomik açıdan değerlendirmelerde bulunuyordu.

Katılım Bankacılığı kavramından beklenen başlıca faydalar şunlardır:

– Öncelikle, isimlendirmeden kaynaklanan ve sistemin sağlıklı işlemesini engelleyen karışıklıklar ve olumsuzluklar giderilecektir. Açık, sade, telaffuzu kolay ve anlaşılabilir olduğu için ‘Katılım Bankacılığı’ denilince herkes bunun ne anlama geldiğini kolayca ve doğru olarak anlayabilecektir. Böylece, sistemin daha etkin ve verimli çalışması sağlanacaktır.

– Katılım bankacılığı birleştirici ve bütünleştirici bir anlam taşıdığından, Katılım Bankaları toplumun bütün kesimlerini kucaklayarak çeşitli nedenlerle klasik bankacılık sisteminin dışında kalmış tasarrufları ekonomiye kazandırılabilecektir. Bu amaçla, hedef kitlesine çeşitli tanıtım araçlarıyla eskisinden daha kolay ulaşılabilecektir.

– Bir ülkenin kalkınması tasarrufların yatırımlara dönüşmesiyle olur. Ülkemizde ise reel sektörün işletme ve yatırım sermayesi açığı ciddi boyutlarda olup, bankacılık kesiminin kaynakları bu ihtiyacı tek başına karşılamaktan uzaktır. Mali plasman yapmayan Katılım Bankaları, tasarruf sahiplerinden katılımcı anlayışla toplayacakları fonların tamamını reel sektörün finansmanına yine katılımcı anlayışla tahsis ederek ülke ekonomisinin kalkınmasına daha fazla hizmet edeceklerdir.

– Ülke ekonomisinin önemli bir sorunu da bazı iktisadi faaliyetlerin kayıt altına alınamamasıdır. Katılım Bankacılığının yaygınlaşması, kayıt dışı ekonominin daralmasına yol açacaktır. Çünkü faturasız mal alanlar ve satanlar katılım bankacılığının imkânlarından yararlanabilmek için kayıt altına gireceklerdir. Böylelikle, Devlet, katılım bankalarının faaliyetleri sonucu daha fazla vergi toplayabilecektir.

– Katılım Bankacılığı kavramı birleştirici olduğu kadar, dinamik, atılımcı ve gelişmeye açık bankacılığı da ifade etmektedir. Katılım bankacılığı, bu yeni ruh ve heyecanla mali sektöre öncülük görevini de üstlenecektir. Toplumsal dayanışmayı, yardımlaşmayı ve paylaşmayı esas alan bu yeni bankacılık anlayışı, barış ve kardeşliğin pekişmesinin simgesi olacaktır. Kar ve zarara katılma esasına göre çalışan bankacılık sisteminin Katılım Bankacılığı adı altında yakalayacağı ivme ile bankacılığa yeni bir boyut yeni bir açılım getirerek bir çığır açacaktır.[3]

Böylece Katılım Bankacılığı ismi ilk defa bir makale ile bir dergide gündeme getirilmiş ve kamuoyuna sunulmuş oldu.

Bu yazının ardından yeni ismin tanıtılması ve kabul görmesi çalışmaları devam etti. ‘Bankacılıkta yeni bir boyut: Katılım Bankacılığı’ adlı makale, Albaraka Türk tarafından yayınlanan Türkiye’de Özel Finans Kurumları: Teori ve Pratik adlı kitapta, tekrar gözden geçirilip geliştirildi ve yeniden yayınlandı.[4]

Yine bu çerçevede, Yeni Şafak gazetesinin 17 Mayıs 2004 tarihli baskısında ‘Özel Finans Kurumları veya Katılım Bankacılığı’ adlı bir yazı Temel Hazıroğlu ismiyle yayınlandı. Bu yazı da benzer gerekçelerle yeni kavramı öneriyor ve karakteristik gerekçelere dördüncüsünü ilave ediyor, bu kurumların gerçek ekonomi, verimli ekonomi ve kayıtlı ekonomi açısından önemini vurguluyor ve bu kavramın herkesi sürece katılıma davet eden, bir ölçüde zorlayan bir yapıya sahipliğinin altını çiziyordu. Bu açıdan da sosyal, toplumsal ve ekonomik açıdan toplumu, kamuoyunu ve devleti bu konuda daha ilgili olmaya davet ediyordu.

Yeni Kavramın Mevzuata Girişi

Özel Finans Kurumlarının adı Katılım Bankaları olarak değişmiş ve 2005 yılında yapılan bir değişiklikle bu kurumlar yeni Bankacılık Kanunu içine girmişlerdir. Böylelikle ‘Katılım Bankacılığı’ yeni bir kavram olarak literatürde ve mevzuatta yerini almıştır. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ile Katılım Bankalarının mevzuatta yerini alması ile birlikte banka tasnifinde yeni bir döneme girilmiştir. Bu kanun ile üç tür banka oluşmuş oldu: Mevduat Bankaları, Katılım Bankaları, Kalkınma ve Yatırım Bankaları.

“Bu kanunun uygulanmasında; Banka: Mevduat bankaları ve katılım bankaları ile kalkınma ve yatırım bankalarını, Mevduat bankası: Bu Kanuna göre kendi nam ve hesabına mevduat kabul etmek ve kredi kullandırmak esas olmak üzere faaliyet gösteren kuruluşlar ile yurt dışında kurulu bu nitelikteki kuruluşların Türkiye’deki şubelerini, Katılım bankası: Bu Kanuna göre özel cari ve katılma hesapları yoluyla fon toplamak ve kredi kullandırmak esas olmak üzere faaliyet gösteren kuruluşlar ile yurt dışında kurulu bu nitelikteki kuruluşların Türkiye’deki şubelerini, Kalkınma ve yatırım bankası: Bu Kanuna göre mevduat ve katılım fonu kabul etme dışında; kredi kullandırmak esas olmak üzere faaliyet gösteren ve/veya özel kanunlarla kendilerine verilen görevleri yerine getiren kuruluşlar ile yurt dışında kurulu bu nitelikteki kuruluşların Türkiye’deki şubelerini, ifade eder.” [5]

Özel Finans Kurumlarının adının Katılım Bankaları olarak değişmesi ve mevzuatta yer alması ile birlikte, TKBB Yönetim Kurulu 21 Aralık 2007 tarihinde Birlik merkezinde toplandı ve Temel Hazıroğlu’na, ‘Katılım Bankacılığı fikrini ilk defa ortaya koyduğu ve bu konuda değerli katkılar sağladığı’ için bir ödül plaketi verdi.

“Albaraka Türk Genel Müdür Yardımcısı Temel Hazıroğlu, faizsiz bankacılık sektörünü tanımlamak için kullanılan ‘Katılım Bankacılığı’ ismini önererek sisteme yaptığı katkılarından dolayı, Türkiye Katılım Bankaları Birliği tarafından ödüllendirildi. Konu ile ilgili değerlendirmeyi yapan Türkiye Katılım Bankaları Birliği, bu süreçte Temel Hazıroğlu’nu, ‘Katılım Bankacılığı’ fikrini ortaya koyması ve bu ismin hayata geçmesi konusundaki önemli katkılarından dolayı ödüle layık görmüştür. Birlik Başkanı Ünal Kabaca, ödül töreninde yaptığı konuşmada, eski adıyla Özel Finans Kurumları’nın şimdiki adıyla ise Katılım Bankaları’nın isim değişikliği sayesinde kendilerini daha iyi ifade edebildiklerini söyledi. Önceki dönemde de, bankalarla aynı işlemlerin yapılmasına karşın Özel Finans Kurumu isminin bazı zorluklara neden olduğunu ancak artık bunların geride kaldığını söyledi. Kabaca, Katılım Bankacılığı fikrini ilk defa ortaya koyan ve sektörü bu kadar anlamlı bir isimle tanımlayan Temel Hazıroğlu’nun bu ödülü gerçekten hak ettiğine inanıyorum, dedi.” [6]

Birlik Başkanı Ünal Kabaca, Özel Finans Kurumu isminin değişmesiyle, isimden kaynaklanan sıkıntıların geride kaldığını, Katılım Bankacılığı ismi ile kendilerini daha iyi ifade edebildiklerini söyledi.

Özet itibariyle, Faizsiz Finans sistemi Türkiye’de Özel Finans Kurumları ile başlayarak , 2005 yılında yeni çıkarılan Bankacılık Kanunu ile Katılım Bankası adını aldılar. ‘Banka’ statüsüne geçme ve ‘Katılım Bankası’ olarak adlandırılma adını alma bu kurumlar için bir dönüm noktası olmuştu. Süreç içinde, Özel Finans Kurumları Birliği (ÖFKBİR) adı Türkiye Katılım Bankaları Birliği (TKBB) oldu ve Güvence Fonu da TMSF ile birleşti. Bu gelişmelerle birlikte katılım bankaları yeni isimleriyle yollarına devam etmeye başladılar.

Temel HAZIROĞLU

[1] Özsoy, M. Ş. (2012). Katılım Bankacılığına Giriş. İstanbul: Kuveyt Türk Katılım Bankası.

[2] Hazıroğlu, T., & Özcan, M. E. (2000). Bankacılıkta Yeni Bir Boyut: Katılım Bankacılığı. Bereket Dergisi.

[3] Hazıroğlu, T., & Özcan, M. E. (2000). Bankacılıkta Yeni Bir Boyut: Katılım Bankacılığı. Bereket Dergisi.

[4] Albaraka Türk . (2000). Türkiye’de Özel Finans Kurumları: Teori ve Pratik. İstanbul: Albaraka Türk Yayınları.

[5] 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu, Madde 3.

[6] ‘Katılım Bankacılığı’ İsmine Anlamlı Ödül, Bereket dergisi, Sayı 21, Kış 2008