Gelir Dağılımı Adaletsizliği: Modern Finans Kurumları ve Bir Finans Kurumu Olarak Vakıflar

Öğr. Gör. Fikri Kaplan, THK Üniversitesi

Özet
Modern çağın en büyük sorunlarından biri olan gelir dağılımındaki adaletsiz paylaşım dünyanın her bir köşesinde kendisini en acımasız bir şekilde göstermektedir. Bu sorunun çözümü için sosyal devlet refleksiyle arayışa giren ülkeler bir takım vergi düzenlemeleri ile pergel uçlarını kapatmaya çalışsa da son asırda pek başarılı oldukları söylenemez. Bununla birlikte, yapılan akademik çalışmalarda da net bir teori geliştirilememiştir. Bu anlamda efektif ve hızlı bir çözüm olarak görebileceğimiz ulusal ve uluslararası finans kurumları direk müdehale yoluyla kredi, hibe ve proje çalışmaları yaparken, buna paralel olarak sivil toplum örgütleri, kamu kurumları ve şahısların kurduğu vakıflar üzerinden çözüm üretmye çalışılmaktadır. Hal böyleyken kadim Osmanlı geleneğinden gelen vakıf medeniyetinin asırlar boyu uyguladığı vakıf sistemi göz ardı edilemez. Bu çalışmada 20. yüzyıl finans kurumları ve vakıflar incelenirken gelir dağılımındaki adaletin sağlanması noktasında başvurdukları yöntemler analiz edimeye çalışılacaktır.

ULUSAL VE ULUSLARARASI FİNANS KURULUŞLARI

Günümüz finansal sisteminde para ve kredi politikalarının en önemli unsurlarından bir olan bankalar, ülkelerin iktisadi yapısına bağlı olarak kanunlarla kurulmuş ve denetim altına alınmıştır. İfa ettikleri görevler bakımından ülke ekonomisinde oynadıkları rol gözardı edilemeyecek niteliktedir. Bu faaliyetleri, bankaları ulusal ve uluslararası açıdan önemli iktisadi kuruluşlar haline getirmiştir.
Banka kelimesinin yeteri kadar açık tanımlanamamasının ardında çeşitli faktörler vardır. Ülkelerin banka yapılanmalarında görülen farklılıklar ve çalışma alanlarının çeşitliliği müşterek ve net bir banka tanımı yapılmasını engellemektedir. Bununla beraber bazı temel fonksiyonları gözönüne alınarak aşağıdaki tanım yapılabilir.

cbe1c435981ed062bed7b7831c89b6deBankalar belirli bir sermaye ile kurulmuş; saptanan amaçlara göre örgütlenmiş, bir takım hizmetleri yerine getirerek gelir sağlayan, hissedarları, borçluları ve alacakları olan birer işletmedir. İşletmeyi “iktisadi mal veya hizmet üretmek (ve/ veya pazarlamak) için faaliyette bulunan bir kuruluş” olarak tanımlayacak olursak, bankalar hizmet üreten işletmelerdir diyebiliriz.
Bankaların üstlendiği bu görev dışında ülkenin para politikalarının yönlendirilmesi para biriminin ve para istikrarının sürdürülmesi amacıyla merkez bankaları kurulmuştur. Merkez bankasının bunun dışında bankacılık sektörünün son mercii ve faiz haddinin kontrolü gibi görevleri de vardır. Ayrıca Avrupa Merkez Bankası, Amerikan Merkez Bankası, İngiltere Merkez Bankası gibi Dünya’nın büyük ekonomilerine sahip ülkelerinin merkez bankalarının birincil amaçları arasında ekonominin sağlıklı gelişimin sağlanması ve istikrar yer almaktadır.

İkinci dünya savaşı sonrasında ortaya çıkan ulusal ve uluslararası iktisadi depresyonlar ekonomik ilişkileri tehdit eder hale gelmişti. Bu düzensizlikleri giderebilmek amacıyla 1945’de Bretton Woods’ta alınan kararlarla Dünya üzerinde yerleşik tüm bankalar ve merkez bankalarının dışında IMF ve Dünya Bankası kurulmuştur. Avrupa devletlerinin tediye bilançolarında ortaya çıkabilecek geçici (kısa vadeli) ödeme güçlüğü durumlarında kredi vererek uluslararası ticaretin daralmasını önlemek amacıyla IMF; uzun vadeli yatırım kredileri vermek suretiyle Avrupa devletlerinin yeniden imarını sağlamak ve tediye bilançolarındaki sistemik dengesizlikleri gidermek için ise Dünya Bankası kurulmuştur.

IMF ve Dünya Bankası, uluslararası ticaretin dengeli şekilde gelişmesini sağlamak, üye devletlerin tam istihdama ve yüksek büyüme hızına ulaşmasına imkân hazırlamak, ödemeler dengesi güçlüklerinin çözümünde yardımcı olmak, kambiyo istikrarını kurmak ve tek taraflı değer düşürmelerine mani olmak, çok taraflı dış ödemeler sisteminin kurulmasını sağlamak gibi kalkınmaya yönelik çalışmaları amaç edinmişlerdir.
Dünya bankası bugün; ülkelerin kamu sektörüne kredi açmak amacıyla Uluslararası Yeniden Yapılandırma ve Kalkınma Bankası (IBRD-International Bank for Reconstruction and Development), kişi başına gelir bakımından yoksulluk çizgisinin altında kalan ülkelere kredi verme amacıyla Uluslararası Kalkınma Birliği (IDA International Development Association), gelişmekte olan ülkelerde özel sektöre kredi açmak ve özel sektörün gelişmesini sağlamak amacıyla Uluslararası Finans Kurumu (IFC-International Finance Corporation), gelişmekte olan ülkelerde yapılacak yabancı yatırımlara, ticari olmayan (döviz transfer zorluğu, kamulaştırma, millileştirme, vb.) riskleri karşılamaya dönük güvenceler sağlamak amacıyla Çok Taraflı Yatırımlar Kalkınma Ajansı (MIGA- Multilateral Investment Guarantee Agency), uluslararası yatırım konularında arabuluculuk ve hakemlik davalarına çözüm bulmak ve Tahkim ve Uzlaşma Panellerine ilişkin kurallar geliştirmek, uzlaştırma komisyonu olarak çalışmak amacıyla Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıkları Çözüm Merkezi (ICSID- International Centre for Settlement of Investment Disputes) olmak üzere grup olarak çalışmaktadır. Dünya Bankası 2030 yılına kadarki amaçlarını mutlak yoksulluk sınırının altında kalan insan sayısının en fazla %3 olması ve her ülkede gelir dağılımında en altta kalan %40 lık kesimin gelirini artırarak servet paylaşımında adaletin sağlanması olarak belirlemiştir.

Dünya ekonomik sistemine yön verebilen, aynı zamanda bir nevi kontrol mekanizmazsı üstlenmiş olan bu kurumlar ekonomik kalkınmanın ve sosyal adaletin sağlanması için akademik, sınai ve sosyal çalışmalar üstlenmekten de geri kalmamaktadır. Gelir eşitsizliği ve yoksulluk sorunu bu problemlerin ilk sırasında yer almaktadır. Ekonomi temelli bu kuruluşların yanısıra kar amacı gütmeyen sivil toplum örgütleri ve vakıflar da bu sorunun giderilmesinde aktif rol almaktadır.

Son yıllarda sosyal bilimcilerin araştırma gündemlerinin üst sıralarında yer almaya başlayan yoksulluk konusu, aslında insanlık tarihi kadar eski bir konudur. Hatta bir bakıma insanlık tarihi yoksullukla mücadele tarihidir. Yoksulluğu yenmek ve yoksulların refah düzeylerini arttırmak, her dönemde kamu politikalarının başlıca amacı olmuştur. Tarihsel süreçte kapsamı ve içeriği değişmekle birlikte, yoksulluk konusu gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun tüm ülkelerin ortak sorunu olmaya devam etmektedir.

Dünyada üçüncü dünya ülkeleri olarak nitelendirilen az gelişmiş ekonomilerin yoğun olarak yaşadığı en büyük problem, gelir dağılımındaki adaletsizliğe bağlı yoksulluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Ekonomik bir sorun olmanın ötesinde sosyal ve siyasal anlamda da sorunlara yol açan yoksulluk problemini azaltmak için dünyadaki bir çok kurum çözüm arayışına girmiştir. Bu kapsamda Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, OECD, Dünya Bankası, IMF gibi kurumlar yaptıkları organizasyonlar yoluyla yoksullukla mücadele için çeşitli kararlar almıştır. 2000 yılında Birleşmiş Milletlerin organize ettiği bir toplantıda bir araya gelen dünya liderleri Yüzyılın Kalkınma Deklarasyonu (Millennium Development Declaration) olarak ifade edilen bir metne imza attılar. Millennium kalkınma hedefleri olarak ifade edilen bu kararlarda, 2015 yılına kadar dünyadaki yoksulluğun ve açlığın dikkate değer düzeyde düşürülmesi amaçlanmaktadır1. Benzer çalışmalar UNICEF, UNESCO, WHO, Türk Kızılayı, İHH gibi gönüllü organizasyonlarla ve bunların dışında dünya çapında servete sahibi insanların kurdukları vakıflarla da desteklenmeye çalışılmaktadır.

Küresel yoksulluğun ve gelir adaletsizliğinin önlenmesine yönelik birçok yöntem denenmiştir; ancak sorun önlenememekle birlikte ivmeli artışını devam ettirmektedir. Çözüm yöntemlerinin büyük kısmının planlayıcısı ve uygulayıcısı konumundaki yukarıda belirttiğimiz uluslararası organizasyonlar ve finans kurumlarının müdahalelerinin son yüzyılda önemli biçimde artmış olmasına karşın gelir adaletsizliği sorununun halen devam etmesi, uygulanan politikaların sorunun çözümündeki etkisini tartışılır hale getirmiştir. Günümüzde ekonomilerin makro ve mikro anlamda en önemli sorunlarından biri, hâlihazırda yoksul olarak nitelendirebilecek kesimlerin yoksullukla mücadele kapsamında yeniden faizle borçlandırılması ve bunun geri ödemesinde yaşanan güçlükler ki, bu durum gelir adaletsizliğindeki pergelin uçlarının açılmasına sebep olmuştur. Artan küresel refaha rağmen Dünya Bankası tarafından hesaplanan yoksulluk sınırının — satın alma gücü paritesi esasına göre günde $1.25 olan yoksulluk sınırı — altında yaşayan bir milyardan fazla insanın olması, büyük bir soru işareti olarak karşımıza çıkmaktadır.

VAKIF MEDENİYETİ OSMANLI

Vakıflar söz konusu olduğunda Osmanlı Devleti’ndeki vakıf kavramından bahsetmemek neredeyse imkansızdır. Osmanlı vakıfları İslam dünyasının en önemli kurumlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Dahası Osmanlı’nın bir vakıf medeniyeti olarak adlandırılması bu faaliyetlerin etkinliğini kanıtlar niteliktedir. Dünyada varlığı bile akla gelmeyen sosyal güvenlik kurumları Osmanlı topraklarında vakıf kurumları ile hayata geçirilmiştir (Yediyildiz, 1996). Osmanlı himayesinde bulunan Arap topraklarının dörtte üçü, Fransız işgali altında ki Cezayir’in yarısı, Tunus’un üçte birinin vakıf toprağı olduğu ifade edilmektedir.(Shirazi 2014:88)

fd53d0310b9c60e19c47c9c48d463be0Vakıflar İslam dünyasının iktisadi ve sosyal hayatında çeşitli ihtiyaçlarının karşılanmasında önemli bir alan kaplamıştır. Tarihin her döneminde üstlendiği sosyal, kültürel ve ekonomik faaliyetlerle insanların iç içe olduğu bir kurum olmuştur. Eğitim, sağlık, güvenlik, bayındırlık, ibadet gibi alanlarda doğrudan gösterdiği faaliyetlerle devlet bütçesine doğrudan katkı sağlamıştır. Osmanlı’da bu vakıflardan başkaca para vakıflarından söz edilebilir. Para vakıfları, kuruluş sermayesinin bir kısmı veya tamamı nakit paradan oluşan vakıflardır. Para vakıflarında vakfa konu ana sermaye olduğu gibi, korunaran para türlü şekillerde işletilerek gelir elde edilmekte ve bu gelir korunarak diğer hizmetleri finanse etmekte kullanılmıştır (Özcan, 2008:125). Para vakıflarının ekonomiye katkısı devletten ziyade piyasaya sağladığı fayda ile ölçülmektedir (Türkoğlu, 2013:187). Osmanlı Devleti’nde eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, ibadet ve bayındırlık hizmetlerinin bugünün Türkiye’sinde yaklaşık 45 milyar miktarında bir pay aldığı ve bu rakamların toplam bütçenin yaklaşık %20’sine denk geldiği düşünüldüğünde, vakıfların devlete sağlayabileceği katkının muazzam düzeylerde olduğu anlaşılmaktadır (Armağan,2006 169-171). Bu yöntemle hem reel piyasalarda, hem de kamu harcamalarında büyük bir fayda sağlanmıştır. Bununla beraber günümüz Müslüman toplumlarında vakıfların neredeyse ihmal edilebilir düzeyde az olduğu söylenebilir (Bilen, 2016:17-35).
Gelir adaletsizliğinin azaltılması ve yoksullukla mücadele kapsamında faaliyet gösteren uluslararası kuruluşlar günümüzde, Osmanlı vakıflarının geçmişte yaptığı çalışmaların türevlerini yürütmektedirler. Adaletsiz gelir dağımı ve yoksulluk sorununu gidermekte öncelikli olarak benimsediği yollar faizi devre dışı bırakıp ağırlıklı olarak çocukların eğitim ve sağlık sorunlarına yoğunlaşan UNICEF, yaşamlarının ilk dönemlerinde çocukların gereksinim duydukları bakım ve uyarımın sağlanmasına yardımcı olmakta ve aileleri erkek çocukların yanı sıra kızların da eğitilmesine özendirmektedir. Kuruluşun amacı; çocukluk dönemi hastalıklarının ve ölümlerinin azaltılması, savaş ve doğal afet gibi durumlarda HIV/AIDS’ten etkilenenler dahil olmak üzere çocukların korunmasıdır (www.unicef.org).

Birleşmiş milletlere bağlı olan ülkelerin toplum sağlığı sorunları ile ilgili olarak kurulan Dünya Sağlık Örgütü (WHO), hükümetlere istek üzerine sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi için yardım yapmayı; uygun teknik yardım yapmayı ve acil durumlarda hükümetlerin istekleri ya da kabulleri ile gereken yardımı yapmayı; BM’nin isteği üzerine, manda altındaki ülkeler halkı gibi özelliği olan topluluklara sağlık hizmetleri götürmeyi ve acil yardımlar yapmayı; ya da bunların sağlanmasına yardım etmeyi kendisine amaç edinmiştir (www.who.int). Yine benzer görevler üstlenen bazı vakıflar arasında olan PATH, OXFAM, ONE, İHH vb. kuruluşların amaçları, kurumsal beyanlarından da anlaşıldığı üzere, hâlihazırda dünya sathında yüksek seviyede olan gelir adaletsizliği ve yoksulluğu azaltmak ve bu sebeplerden kaynaklanan sorunlara çözüm bulmaya çalışmaktır.

Sonuç olarak ekonomik boyutunun yanısıra sosyal ve siyasal sorunlara da sebep olan gelir adaletsizliği ve yoksulluğu önlemek, ilk olarak insani daha sonrasında da iktisadi ve siyasal bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Sorunun çözümünde devletlerin ekonomideki rolü sosyal adaleti sağlamak için yapılan çalışmalarla sürdürülürken, uygulanan konvansiyonel ekonomik yöntemlerin başarıya ulaşamadığı defalarca tecrübe edilmiştir. Yazımızda bahsi geçen uluslararası iktisadi kuruluşlar bu sorunun çözümü için kurulmuşken ilk olarak faiz uygulamasından vazgeçmiş, faizsiz uzun ve kısa vadeli krediler ve hatta daha önceden belirlenen eğitim, sağlık vb. konular ile alakalı yatırımların yapılması üzere hibe verme yoluna gitmiştir. Bu yöntemin ekonomi politik kısmında birçok tartışma ortaya çıkmıştır. Modern çağda devletin üstlendiği bu rol, özellikle son yüzyılda yaşanan savaşlar ve ekonomiz krizlerden de anlaşılacağı üzere, sorunun çözümünde kısmen etkili olmasına karşın sorunu giderecek ciddi bir etki yapmamıştır. Devletin üstlendiği bu sorumluluğun yanısıra tamamlayıcı unsurların katkısı da son derece önemlidir. Kadim Osmanlı geleneğinde altın çağını yaşamış ve günümüze kadar gelebilimiş vakıf sisteminin tarihteki konumuna tekrar dönmesi gelir adaletsizliği ve yoksulluk probleminin çözümünde önemli bir dönüm noktası olacaktır. Vakıfların etkinliğinin artırılmasıyla toplumsal refahı artırıcı hizmetlerin ivme kazanacağı ve devletin bu konudaki yükünün azalmasıyla diğer alanlarda da kalkınma sağlayabileceği açıkça görülmektedir.

KAYNAKÇA

  • ARMAĞAN, Mustafa, (2006), “Osmanlı, Bir Vakıf Medeniyeti” Sivil Toplum Düsünce ve Arastırma Dergisi, Sayı 15, İstanbul.
  • BİLEN, Mahmut (2016) “Global Wealth Inequalıty: Islamıc Economıc Perspectıve for Market o State Orıented Solutıon” Turkish Journal of Islamic Economics, Vol. 3, No.1, February 2016, pp. 17-35
  • ÖZCAN, Tahsin, (2008), “Osmanlı Toplumuna Özgü Bir Finansman Modeli: Para Vakıfları”. Çerçeve, Sayı: Ekim
  • SHİRAZİ, Nasım Shah (2014). Integrating Zakat and Waqf into tha Poverty Reduction Strategy of the IDB Member Countries. Islamic Economic Studies, Vol. 22, no. 1 pp. 79-108.
    TÜRKOĞLU, İrfan (2013) Osmanlı Devletinde Para Vakıflarının Gelir Dağılımı Üzerindeki Etkileri
    Süleyman Demirel Üniversitesi İİBF derdiği C.18, S.2, s 187-196
  • YEDİYİLDİZ. B.“.Place of Waqf in the Turkish Cultural System”1996. Available at http://yunus.hacettepe.edu.tr/~yyildiz/placeoftheWaqf.htm.
  • www.unicef.org
  • www.who.int