Anasayfa Haber “Sınırsız İhtiyaç” ve “Kıt Kaynaklar” Kavramlarının Düşündürdükleri – Şükrü Çağrı Çelik

“Sınırsız İhtiyaç” ve “Kıt Kaynaklar” Kavramlarının Düşündürdükleri – Şükrü Çağrı Çelik

by

Ekonomi derslerinde ilk olarak ekonominin; sınırsız ihtiyaçlar ile kıt kaynaklar arasında oluşturulan denge bilimi olduğu belirtilir. Ekonomi biliminin bir denge bilimi olduğunu söyleyebilir ve insanların en basit ifadeyle gelir ve giderlerini verimli bir şekilde kullanmasını bu bilimin ana konusu olarak değerlendirebiliriz. Fakat bu tanımda bir türlü içime sinmeyen, birçoklarının gözünden kaçan veya önemsenmeyen iki kavram vardır:“sınırsız ihtiyaç” ve “kıt kaynaklar”.

Kaynakların kıt oluşu yıllardır süregelen bir tartışmadır. İnsanlar yıllar geçtikçe artan enerji ihtiyaçları için kullandıkları odunun bitmesinden, ormanların yok olmasından endişe etmişlerdir. Bu artan ihtiyaçları sonucunda başka bir nimet olan kömürü enerji kaynağı olarak kullanmayı keşif etmişlerdir. Kömürün kullanımı artıp artık tükenmesine yönelik endişeler tekrar baş gösterince, bu sefer petrol kullanılmaya başlanmıştır. Doğalgaz ile devam eden süreç şimdilerde güneş enerjisi, rüzgar enerjisi gibi alternatif enerji kaynaklarının kullanılmaya başlamasıyla devam etmektedir.

5d92e8a59956320e1a8914970ccf54f0Kıt kaynaklar kötümser iktisatçılar tarafından özellikle vurgulanır. Klasik iktisatçılardan Malthus bu konuda kaynakların kıt oluşunu “kötümser” bir şekilde ele almış ve insan nüfusunun artışının geometrik( 1,2,4,6,8…) yeryüzündeki besin artışının da aritmetik (1,2,3,4,5…) olduğunu ifade etmiştir. Buna göre, nüfus artışını engellemeyi bu şekilde “kıt kaynakları” verimli şekilde kullanmak gerektiğini ifade etmiştir. Nüfusun artmaması için özellikle alt sınıflara ekonomik yardımlarının yapılmaması gerektiğini ve bu alt sınıfın nüfus planlaması yapması gerektiğini belirtmiştir. Bu elit ve acımasız yaklaşım bugün vicdan sahibi tüm bireylere ters gelmesi gereken bir düşünce tarzıdır. Belki de bu düşünce tarzı insanların “kıt aklı”nın  ötesinde kendisini koruyup gözeten bir “Yaratıcı”nın varlığını hesaba katamamasının bir sonucudur. Bugün aynı düşünce tarzındaki insanlar Afrika için benzer ifadeleri kullanmaktadır. Amerika’da sadece bir yılda israf edilen besinler bile sahra altı Afrika’da üretilen bütün gıdaya eşit geliyor.[1]

Tabii ki kaynakların sınırlı veya sınırsız olması bizlerin bu kaynakları israf etmemizi haklı çıkarmaz ve nasıl olsa kaynaklar tükenmez düşüncesiyle hiç çalışmadan durmak bizlere yakışmaz. Elbette sıkı çalışıp elimizden geleni yapacağız ve insanlık namına çabalayacağız. Ama bu kaygımız, kaynaklar bitiyor telaşıyla insanları öldürme veya ölmesine göz yumma düşüncesini haklı çıkarmaz.

De ki: Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin de onların da rızkını biz veriyoruz. Kötülüklerin açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. Haksız yere Allah’ın haram kıldığı cana kıymayın. Düşünesiniz diye Allah size bunları emretti. (En’am Suresi: 151)

Bir diğer kavram: “sınırsız ihtiyaç”. İnsanların yaşamak, barınmak, yemek ve içmek gibi temel ihtiyaçlar vardır. İnsanın yaşamını idame ettirebilmesi için her şeyden önce gelirinden bağımsız bir şekilde bu ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Buraya kadar bir sorunum yok. Yalnız burada içime sinmeyen nokta, bu ihtiyaçların sınırsız olması hususundadır. Yemek bir ihtiyaç ise bir insanın ne kadar yiyebileceğinin miktarı ancak midesi ile sınırlı olduğu herkesin malumudur. Demek ki ihtiyaç sınırlı iken sınırsız olan başka bir kavram olmalıdır. Bu da “istek/arzu” veya “nefs” olabilir. İnsan kelimesi isyan eden kelimesinden türemiştir. Yani hep daha fazlasını isteyen açgözlü bir nefis ile yaratılmış olabiliriz. Bunu kabul edebiliriz.  Burada kafamı kurcalayan nokta yanlış sözcük tercih edilişidir.

Eğer nefsimizin isteklerini ihtiyaç gibi yansıtırsak ihtiyaçlarımız gidermek adına bir “tüketim toplumu” oluşturmuş oluruz. Dikkat edilecek olursa artık dolaplarımızda giyebileceğimizden çok daha fazla kıyafet var. Artık arabalarımız son moda. Almış olduğumuz cep telefonlarımızı bir üst modelin çıkışıyla beraber sürekli değiştiriyoruz. Bu son moda AVM kültürüyle beraber insanlar çılgınlar gibi alışveriş yapmaktadır. Televizyon dizilerinde ve filmlerde hanımefendiler bir elinde 10 torba kıyafet ile alışverişten geri dönmektedir.

Artan Tüketim Harcamalarımızın Kaynağı

Giderek artan tüketimimiz arka planına baktığımız zaman tüketimimizin büyük kısmının borçlanma ile yapıldığını görüyoruz. Değişen kültür ve tüketim harcamalarımız ile beraber borçlanmalar da eş, dost, akrabalardan ziyade bankalardan faizle borçlanmaya dönmüş durumda. Bankalar reklamlarda sanki bedavaymışçasına, güya insanların hayallerini gerçekleştiren(!) krediyi nasıl kolayca verdiklerine vurgu yapmaktadır. Bunu yaparken gayet masumane bir tavır takınmakta; kredi ve kredi kartı borçları yüzünden yıkılan yuvalar, cinnet geçirip eşine ve çocuklarına kıyan insanlar ve borç batağına düşmüş kişiler ile adeta dalga geçmektedirler.

Hanehalkı Borç/GSYH oranı Türkiye için %21’lere ulaşmıştır. İnsanların gelirlerine göre artan borçları aşağıdaki grafikte mevcuttur.

Grafik:Türkiye son 10 yıllık Hanehalkı Borç/GSYH oranı

a

Üstelik bu sadece bizim ülkemize ait bir sorun olmaktan çıkmış küresel bir olgu halini almıştır. Avrupa’da bu oran %59.30, ABD’de %79.20, İngiltere’de %87.30 seviyelerine çıkmıştır.

Bu konuda bir diğer gösterge olan tüketici kredisiyle borçlanma miktarlarının son 10 yıllık gelişimi ise aşağıdaki tabloda verilmiştir.

Grafik2: Türkiye Tüketici Kredisi Oranları

b

Buna göre toplam kredi miktarımız yaklaşık 396 milyar TL civarındadır. Toplam 28 milyon kişinin finansal kurumlara 428 milyar liralık bireysel kredi ve kredi kartı borcu mevcuttur. Kişi başına ortalama borç ise yaklaşık 16 bin lira civarındadır. [3]

Toparlarsak

be90ab9e81d4ab40ddf8baf356e94de1Sonuç olarak “kıt kaynaklar” ifadesiyle tanımlanan ekonomi biliminde insanlar gittikçe bencilleşmektedir. Bencilleşen insanoğlu “sınırsız ihtiyaç” kavramıyla sonu belli olmayan bir duruma doğru sürüklenmektedir.  Bu bencilleşme sonucunda insanlar paylaşmaktan ziyade artık tüketimlerini kişiselleştirmeye doğru gitmektedir. Bir ailenin ortak kullanabileceği araba, televizyon bilgisayar gibi ürünlerin yerine artık aile fertlerinin her birinin bireysel kullanımı için ayrı araba, televizyon ve bilgisayar edinme alışkanlığına sahibiz.

“Kıt kaynaklar” ve “sınırsız ihtiyaçlar” kavramlarının artan tüketim ve borç miktarlarını doğrudan etkileyip etkilemediği tartışma konusudur. Yalnız bu ifade üzerine tanımlanan ekonomi biliminin çizdiği sınırsızlık kavramı sonrası ortaya çıkan açgözlü ve doymak bilmeyen insan algısı bizi kötü günlere doğru sürüklemektedir. Bunun sonunda da kaynakların paylaşımı ve adaletli dağıtımının gerçekleşmesi yerine bir çatışma ortamı ortaya çıkmaktadır. Kesin yargılardan kaçınmakla beraber amacım sadece ekonomi biliminin üzerine inşa edildiği bu kavramlara farklı bir açıdan bakmaya çalışmak ve duyarlı insanları bu konu hakkında uyarmaktır.

Allah rızık bakımından kiminizi kiminize üstün kıldı. Bol rızık verilenler ellerinin altında bulunanlara kendi rızıklarını (kendileriyle eşit seviyeye çıkacak derecede) vermezler. (Halbuki Allah, onların rızkını kendilerine emanet olarak vermiştir.) Bu böyle iken Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar?  (Nahl Suresi: 71)

 

Yazan: Şükrü Çağrı Çelik

 

[1] Tradingeconomics.com

[2] Tradingecomics.com

[3] http://www.dunya.com/ekonomi/ekonomi-diger/vatandasin-borcla-buyuk-imtihani-308975h.htm Erişim Tarihi:13.8.2016

[1] http://www.kanalahaber.com/haber/dunya/israf-dunyasi-bir-yanda-alisveris-cilginligi-diger-yanda-aclik-ve-yokluk-276766/ Erişim Tarihi:13.8.2016

Benzer Yazılar

1 Yorum

yahya 9 Ağustos 2022 - 17:10

Hocam yazı çok uzun okuyamadım, okuyacağım inş. : “Kıt kaynakların verimli kullanılması” tanımını “mevcut kaynakların, içinde yaşadığımız ekosisteme zarar vermeyecek şekilde verimli kullanılması” şeklinde düzenleyemez miyiz? Bütün tanım ve doktrinlerle böyle baş edemeyiz.. Vahy odaklı başka bir temellendirme çalışması (ilerledikçe eğitim sistemine dönüşen) yapmalıyız. Şekillendikçe diğerleri zaten sırıtacak, akademik sistemin kapitalizmi besleyen bir kum havuzu olduğu, insanın fıtratını kısıtladığı, tüm suallerine cevap olmadığı ortaya çıkacaktır.

Cevapla

Görüşlerinizi Paylaşabilirsiniz

    Mail Bültenimize Abone Olun